Vatana Adanan Bir Ömür: Dr. Osman Nuri Ertekin

0

VATANA ADANAN BİR ÖMÜR

DR.OSMAN NURİ ERTEKİN

Müjgan Üçer

Osman Nuri Bey, Sivas’ın kadim ailelerinden, Deli Reşitoğulları/Reşit Ağazadeler’in, Hacı Zahid Mahallesi’ndeki konaklarında 1878 yılında dünyaya geldi. Babası Mehmet Reşit Efendi, annesi ise Hamide Hanımdır. Ali, subay olan Hakkı, çocuk yaşta ölen İzzet ve Hatun isminde dört kardeşi vardı. Osman Nuri Bey, Sivas Rüştiyesi’nde İsmet İnönü ile aynı sınıfta okudu. Rüştiyeden sonra, 1898‘de kurulduğunun ilk yılında, o zamanki adı Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne olan İstanbul Gülhane’deki Askerî Tıbbiye’ye girdi. 27 Ekim 1319 (1903)’da, 2034 diploma ve 319–36 sicil numarası ile tabip unvanını alarak mezun oldu. Tabip muavini ve yüzbaşılık rütbesinin verildiğini belirten resmî belgede şu anlamdaki ifadeler yer alıyordu: “Kanun gereği görevinizi dürüstlükle yapmalı, kazandığınız bu yükselişle, mesainizde gayrette bulunmalısınız.”

OSMAN NURİ BEY IRAK’TA

Dr. Osman Nuri Bey, 1904 yılında kura çekti ve o zaman Osmanlı toprağı olan Bağdat’a 6. Ordu 44. Alay 2. Tabur Tabipliği’ne tayin oldu. Fakat tabur başka bir bölgeye gittiğinden Bağdat’taki Merkez Hastanesi’nde göreve başladı. Dr. Osman Nuri Beyin, aynı yıl eylül ayında, Fav istihkâm bölüğüne tayinle Basra Hastanesi’nde göreve başladı. 27 Ekim 1905 yılında kıdemli yüzbaşı olan Dr. Osman Nuri Bey burada 3,5 yıl çalıştı. 14 Rebiü’l-ahir 1323 (1906) tarihinde Bağdat Genel Valisi Mustafa Sabri Paşa’nın kızı Fatma Hanımla evlendi.

Mustafa Sabri Paşanın annesi Sivaslı idi. Babası ise İstanbul’da alay emini yani mutemedi olan Ali Fikri Beydi. Ali Fikri Bey, zimmetindeki paralara sahip olmak isteyen neferi ve onunla birlikte hareket eden bir câni tarafından boğularak elîm bir şekilde öldürülünce, o zaman dokuz yaşında olan Mustafa Sabri,  annesi ile beraber Sivas’a geldi. Birkaç yıl sonra, amcası Mahmut Efendi, yeğeni Mustafa Sabri’yi Sivas’tan alarak, İstanbul’da askerî okula kaydettirdi ve böylece Mustafa Sabri askerîyeye intisap etti. Evlenme çağında, Mustafa Sabri’yi, annesi Sivas’tan Hatice isminde bir kızla evlendirdi.

Mustafa Sabri parlak meslek hayatında paşalığa kadar yükseldi. Kars, Erzurum gibi vilayetlerde görev yaptı. Mustafa Sabri Paşa bir isyanı bastırmak için 1881 yılında Bağdat’a gönderildi ve buradaki başarıları nedeniyle Bağdat Genel Valisi oldu. 1891’de Bağdat yine karışınca bu kez Irak Valisi ve Kumandanı olarak Paşa yine Bağdat’a gönderildi ve 1908’e kadar bu görevini sürdürdü.1908’de meşrutiyetten sonra emekliye ayrılan M. Sabri Paşa Bağdat’a yerleşti, 1917’ye kadar burada yaşadı. Bağdat İngilizlerin eline düşeceği zaman ahaliden saygın kişiler: “Burası Müslüman memlekettir, artık sen de yaşlandın. Türkiye’ye gidip hayatla mücadele edemezsin, burada kal başımıza geç, bizi gâvur zulmünden korursun.” dediklerinde M. Sabri Paşa bu öneriye “Evet” demişti.

Osman Nuri Bey ve Fatma Hanımın, 1906 yılının sonunda kızları Hatice Fitnat, 1909 yılında da ilk oğulları Hamdi Yılmaz dünyaya geldi. Üç buçuk yıl Basra’da kalan ve taburuyla birlikte Bağdat’a dönen Dr. Osman Nuri Bey, 26 Şubat 1910’da kıdemli yüzbaşı oldu. Burada, 1911 yılında, Abdülhâlik Fazlı adını koyduğu ikinci oğlu dünyaya geldi. İstanbul’a izinli gittiğinde Askerî Tıbbiye’ye tayini çıktı. Göz kliniğinde çalıştı ve göz ihtisasını bu dönemde yaptı.

Osman Nuri Bey, 1912 yılının 11 Haziran’ında Trablusgarp Harbi’ne katıldı. Trablusgarp’tan dönüşünde bir vapur kazası geçirdi.  Balkan Harbi’nin başlaması üzerine de 1. Seyyar Hastahane Baştabibi olarak önce Bolayır’da sonra da Maydos’da savaş hekimi olarak görev yaptı.

Dr. Osman Nuri Bey 30 Haziran 1913 tarihinde tekrar Bağdat’a tayin edildi. 3 Kasım 1914 tarihinde Basra’nın kuzeyindeki Fav limanını işgal eden İngilizler 22 Kasım’da Basra’yı ele geçirdiler. Dr. Osman Nuri Bey, 1913 yılından sonra Fav’da istihkâm bölük tabipliği yaptı. 28 Ekim 1914’te, 13. Kolordu ile İran Cephesi’nde görev yaptı.(1)

17 Ocak 1915 tarihinde 6. Ordu Irak Havalisi Sıhhiye Reis Muavini olarak atandı. Ordu komutanı Nureddin Paşa idi. Irak Cephesi’nin ilk komutanı Süleyman Askerî Bey, 25 Ocak 1915 yılında İngilizlere karşı saldırıya geçti. İngilizlerle Al-Kurnak ve Basra’nın 50 km kuzeyinde bulunan Ash-Şua’da çok şiddetli muharebeler yaşandı. Bu arada Askerî Bey iki ayağından yaralandı ve güvendiği Urban Aşireti’nden yardım göremeyince de intihar etti.  Bu savaşta ordumuz 3000 şehit, 800 esir ve 150 kayıp verdi.  Irak komutanlığına Nureddin Paşa getirildi.  Bu arada ordu Bağdat’ın 10 km güneyinde bulunan Selman Pak’a çekildi. Bu çekilme sırasında Dr. Osman Nuri Bey ve diğer hekimler hastaları sırtlarında taşımışlardı. Ordu takviyelerle kuvvetlendirildi ve İngilizler Kut’a çekilmek zorunda kaldılar. Dr. Osman Nuri Bey, Ordu Kumandanı Nureddin Paşa ile Kut’a gelmiş, durumu yakından görmüş, 28 Haziran 1915 tarihinde, yaralılar ve fazla malzemenin Bağdat’a sevk edilmesini emretmişti.

Osman Nuri Bey, 14 Eylül 1915’te Binbaşı rütbesini aldı. Trablusgarp ve Balkan Harpleri’ndeki başarıları için Nureddin Paşanın teklifi ile 3 Kasım 1915 tarihinde, Muharebe Gümüş Kılıçlı Liyakat Madalyası ile taltif edildi. 23 Kasım 1915’te İngiliz kuvvetlerine karşı Kut-El Amara Savaşı’na katılan Dr. Osman Nuri Bey, bu savaşlarda, kayınpederi Sabri Paşanın Arap atlarıyla cepheden cepheye hastalara yardıma gittiğinden, askerlerin arasında adı Tabibü’l-Tayyar yani, “Uçan Doktor” diye yayılmıştı. Irak Cephesi Baştabibi olan Dr. Osman Nuri Bey, 3 Mart 1916 tarihinde Bağdat’ta Hilâl-i Ahmer (Kızılay)  şubesi üyesi olmuş, kayınpederi M. Sabri Paşanın Bağdat’taki konağını da hastalara tahsis etmişti. Yaralılar ve hastalar bit içindeydi. Bir yatakta iki kişi yatıyorlar ve hekimlere hastalardan hastalık geçebiliyordu. Burada ayrıca veba salgını da baş göstermişti. Bölgede kum fırtınaları, rüzgâr, kötü sular, uykusuzluk ve en kötüsü de açlık vardı.

28 Nisan 1916 tarihinde çetin muharebelerden sonra İngiliz kuvvetleri sarıldı. Başta General Towsand olmak üzere beş general, 481 subay, 2869 İngiliz ile 10440 Hintli asker esir alındı. Bu savaşlarda Osman Nuri Beye gösterdiği cansiperane hizmetlerinden dolayı,  Alman İkinci Sınıf Demir Haç Madalyası verildi. Bu madalya, düşman karşısında gösterilen kahramanlık için Alman askerlerine verilen bir madalya olup, müttefik askerlerine nadiren verilmekteydi. Dr. Osman Nuri Bey daha sonra ise Birinci Sınıf Demir Haç Madalyası ile taltif edilmişti.

Rusların ilerlemesi Kasr-ı Şirin’e kadar durdurulmuştu. Bu arada Kirman-Şah geri alındı. Osman Nuri Bey bu defa da Kirman-Şah’a başhekim olarak atandı. Oraya gittiğinde askerin büyük bir kısmının yalın ayak olduğunu gördü. Taşıt kolları ancak bir günlük yiyeceği taşıyabiliyorlardı. 12 Temmuz 1916 tarihli raporunda kolordunun seyyar hastanesinde 1800 hasta ve yaralı olduğunu belirtmişti. Çatışmalar sonrası Kankavar-Asadabat ve Hemedan geri alındı. Bu çekilme 1917 yılı Ocak-Mart ayları arasında çok büyük imkânsızlıklar içinde, bir yandan da soğukla, açlıkla, vasıtasızlıkla mücadele içinde gerçekleşmişti. İlâç yok, battaniye yok, işte bu yokluklarla, özellikle de Hemedan’dan Kasr­-ı Şirin’e kadar çekilme çok güç şartlarda yapılmıştı.

11 Mart 1917 tarihinde, İngilizler saldırıya geçerek Bağdat’a girdiklerinde, Osman Nuri Bey Irak’ta 13. Kolordu Baş Tabipliği görevini yürütmekte idi. İngiliz uçakları şehri bombalamaya başlayınca M. Sabri Paşanın asker ruhu isyan etti, yabancıların elinde yaşanılmayacağından, yirmi dört kişilik ailesini topladı, kimi atla, kimi yürüyerek, kimi araba ile düşe kalka Musul’a vardılar. Ama savaş bu, ellerinde avuçlarında hiçbir şey kalmadı. Çok meşakkatli bir yolculuk ve bin bir zorlukla daha sonra Erzincan’a geldiler.

Osman Nuri Bey, bu savaşın bütün vahşetini derinden yaşamıştı. Onun hayatındaki en zor gününü, Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerin Osmanlı hastanelerini teslim aldıktan sonra çekilmiş olan fotoğrafında görüyoruz. Bu fotoğrafın arkasını henüz dokuz yaşındaki oğlu Hamdi’ye yazmıştı. Dr. Osman Nuri Beyin bir imparatorluğun çöküşünden, vatanın parçalanmasından duyduğu derin elemin, yüzündeki her çizgide dile geldiği bu fotoğrafın arkasına yazmış olduğu ithaf satırları şöyledir:

“Oğlum Hamdi’ye

Harb-i Umumî’nin son bir felaketi olmak üzere İngilizlerin Musul’a girdiği elemli günde, Osmanlı hastahanelerini İngiliz etibbasına teslimden sonra, ikametgâhımda tek başıma kalarak duyduğum teessürat-ı ruhîyenin  vechimdeki derin izlerine bakarak, vatanın temin-i saadetine hâdim olacak bir uzuv olmaya çalış ki ruhum bununla müteselli olsun. (1. Teşrin-i sâni (Kasım) 1334 (1918) –Musul

 Pederin Tabip Binbaşı Osman Nuri”

Birinci Dünya Savaşı’nda bir görevden diğerine koşan Osman Nuri Bey’in, üstün gayretinden dolayı almış olduğu diğer madalyalar da şöyledir:

-28.10.1917 Muharebe Gümüş İmtiyaz Madalyası (Kerkük ve Süleymaniye’den)

-12 Ocak 1919 Kıta Gümüş İftihar Madalyası. Ordu kumandanı Nureddin Paşanın teklifi ile 12 Ocak 1919 tarih ve 35/1408 sayılı ordu emriyle; 6. Ordu Kumandanı Tuğgeneral Ali İhsan tarafından, Harb-i Umumi süresince ve sonunda gösterdiği hizmetler, övülecek ve takdire layık çalışmalarından dolayı Nusaybin Menzil Baştabibi olarak Kıta Gümüş İftihar Madalyası ile taltif edildi. Dr. Osman Nuri Beyin almış olduğu bütün madalyalar torunu Osman Nuri Gözüodlu’da mahfuz bulunmaktadır.

Hastalanan Osman Nuri Bey, 7 Temmuz 1919 tarihinde üç ay hava değişimi alarak Konya’ya geldi. 8 Eylül 1919’da 5. Kafkas Fırkasına bağlı Amasya Hastanesi Baştabipliği’ne tayin edildi. Bu görevinden sonra, 1921 yılında da Samsun Merkez Hastanesi Baştabibi oldu.

Kara Kuvvetleri Komutanlığındaki şahsî dosyasında kayıtları bulunan birçok takdir belgesi ile de taltif edilmiş olan Dr. Osman Nuri Beyin “T.B.M.M. Hükümeti İstiklal Harbi” başlıklı, 18 Mart 337 (1921) tarihli ve Milli Savunma Bakanı’nın da onayladığı belgede şu ifadelere yer verilmiştir:

 “İstiklal Harbi esnasında kıdem-i hulül ve ittidar ve ehliyeti tebeyyün eden Samsun Merkez Hastahanesi Baştabibi Tabib Binbaşı Sivaslı Osman Nuri Bey bin Muhammed Reşid Efendi 1319-36 (1903/36) sicil no’lu 1337 (1921) tarihinden muteberen kaymakamlığa (yarbaylığa) terfîi biltensip 18 Mart 1337 tarihinde tasdik edilmiştir.

                                   Müdafaa-i Milliye Vekili”

Cumhuriyetin ilânından sonra Sivas’ta askerî hekim olarak görev yapan Dr. Osman Nuri Bey,  1928 yılında Bağdat’a giderek,  7. Teşrin-i sâni 1928’de başlayıp, 1929 başlarında sona eren seyahatini tutmuş olduğu günlüğüne kaydetti. Dr. Osman Nuri Beyin, bu seyahatnamede günümüz için de geçerli olan çok önemli tespitleri bulunmaktadır.“Bağdat Seyahatini Müş’ir Muhtıra” Dr. Osman Nuri Bey’in Birinci Dünya Savaşı’ndan on yıl sonra gittiği Irak’ın o günkü durumu hakkında ilgi çekici bilgileri ve tespitleri ihtiva etmektedir. İstilacıların o zamandan beri bitmeyen emelleri, 2003 yılında başlayan ve günümüzde de devam eden, ne kadar süreceği bilinmeyen elim Irak Savaşı’nın da sebebidir. Bugün ilgi ile okuduğumuz bu seyahat notlarını havi defter Suna Ertekin Akkaya tarafından bana verilmiştir. Emekli öğretmen Feyzullah Demiray (1914–1994) hocamıza göstermiş olduğum bu defter, yine onun tarafından Sivas’ta 1980 tarihinde Osmanlıca’dan bugünkü yazıya geçirilmiştir.

1932 yılında Samsun’a yerleşen Dr. Osman Nuri Bey, burada muayenehane açmış, sosyal yardım çalışmalarına katılmış, Kızılay’ın Samsun Şubesi başkanlığı da yapmıştı. On yılı aşkın bir süre Samsun’da kalan Osman Nuri Bey,  daha sonra Tokat’a gitti.  Bir hayli yaşlanmış ve yıpranmıştı. Çocuklarının her biri farklı yerlere dağılmış ve kendi hayatlarını kurmuşlardı. Dr. Osman Nuri Bey 19 Ağustos 1944 tarihinde Tokat’ta vefat etti ve Şeyh Şirvanî Kabristanı’nda ve bu zatın kabrinin yakınına defnedildi.

YARDIMSEVER VE ŞAİR OSMAN NURİ BEY

Dr. Osman Nuri Bey gönlü zengin, sohbeti doyumsuz, dostluğu vefalı, cömert ve iyilik yapmayı çok seven bir insandı. Gönül ehli idi;  edebiyat, müzik ve şiir en sevdiği konulardı.  Konya’da iken, tasavvuf sohbetlerinde ney üfler, ilahiler okur, coşar ve sema yapardı. O inançlı bir insandı, şu sözleri çok söylerdi: “İnsan şu üç şeyi unutmaz: Allah’ı, borcunu ve kötü sözü.” Oğlu Fazlı Ertekin babası için şöyle söylemişti: “Sokakta ceketsiz birini görse ve sırtında tek bir ceketi bile olsa onu verirdi. Fakir hastaları ücret almadan muayene, gerekiyorsa ameliyat eder, evinde yatırır, yedirir, içirirdi.”

1929 yılında, muhtemelen Bağdat seyahati dönüşünde, Birecik’te kısa bir süre hekimlik yapan Dr. Osman Nuri Bey,  Kâmil ve Mustafa adlı iki erkek çocuğunu yanına alarak, ortaokulda okumaları için onları Sivas’a getirmişti. Bu iki genç bir yılı Sivas’ta Osman Nuri Bey’in desteğiyle okumuş, ona daha fazla yük olmamak için askerî okul imtihanına girerek kazanmışlar ve Konya Askerî Ortaokulunda tahsillerine devam etmişlerdi.  Kâmil, Hava Harp Okulunu bitirmiş ve pilot olmuş, uçağı düştükten sonra askerlikten ayrılıp hukuk tahsili yapmış ve avukat olmuştu. Diğer genç Mustafa Tanrıverdi (1915-1972) ise manevî babası Osman Nuri Bey gibi göz doktoru olmuştu. Onun idealist bir göz hekimi olmasında manevî babasının etkisi büyüktü. Dr. Mustafa Tanrıverdi, evlatları ile yaptığı sohbetlerde, “Ben iyilik yapmasını Dr. Osman Nuri Beyden öğrendim” derdi. (2)

Dr. Osman Nuri Bey, şiir ve edebiyata aşina idi. Fotoğraf arkalarını manzum yazan Osman Nuri Beyin elimizde bazı şiirleri de bulunmaktadır. Şu dörtlüğü çok sever ve dilinden düşürmezdi:

İbret ile bakın şu dünya bir misafirhanedir

Bir mukim âdem bulunmaz ne acayip kâşanedir

Bir kefendir akıbet, sermaye-i Şâh-ı Hüdâ,

Pes buna mağrur olan mecnun değil de nedir

OSMAN NURİ BEY’İN EVLATLARI

Osman Nuri Beyin, daha dokuz yaşında iken, “Vatanın temin-i saadetine hâdim olacak bir uzuv olmaya çalış ki ruhum bununla müteselli olsun” dediği büyük oğlu Hamdi Yılmaz Ertekin hukuk fakültesini bitirdiği zaman, bir boy fotoğrafının arkasına, 11.8.1932 tarihinde, “Adalet ve orta yolda olmaya özen, bu hasletlerle süslen, bu halin zerresi dünyaya değer. Eğer adaleti tatbik eden memur olursan adaletten asla ayrılma. Sende var olan bütün haller gün gelir geçer gider ama (doğru veya eğri) hangi hükmü verirsen onun sonucu sonsuza dek seninle kalır, sorumluluktan kurtulamazsın. İyilik etmeye, örnek olmaya devam et. İşte bu sana benim vasiyetimdir ey oğul!” anlamına gelen şu kıt’ayı yazıp göndermişti:

Adl ü  nisfette müzeyyen zerresi dünya değer

İnhiraf etme adlden, adle memur olursan eğer

Mâhasaldan her ne var ise hiç biri kalmaz gider

Nigû-tam ol işbu nushumdur ey puser

Hamdi Yılmaz, yurdun birçok yerinde hâkimlik ve savcılık yaptı. Çevresinde adaleti ve cesareti ile temayüz etmiş, babasının adaletten ayrılmaması konusundaki vasiyetini her zaman ön planda tutmuştu. Mesleğinde cesaret ve dürüstlüğünü gösteren Hamdi Yılmaz, “Sadece, Allah’tan ve kanundan korkarım!” sözünü her zaman söylerdi. En önemli ve unutulmaması gereken çalışması, dünyaca ünlü Sivas halılarının Sivas Yarı Açık Ceza Evi’nde dokunması ve mahkûmların meslek sahibi olmalarını sağlamış olmasıdır ki, bu çalışmayı Sivas’taki savcılık görevi (1950–1954) zamanında başlatmıştı. 1958 yılında İzmit Ağır Ceza Reisi iken genç yaşta vefat eden Hamdi Yılmaz Ertekin’in bir kızı vardır. H. Suna Ertekin Akkaya,  ailesinden tevarüs ettiği gibi edebiyat ve şiire aşina olup, İ.Ü. İktisat Fakültesi mezunudur.

Abdulhâlik Fazlı Ertekin, Sivas Lisesinden sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Yurdun çeşitli yerlerinde savcılık ve hâkimlik görevi yaptıktan sonra avukatlığa başladı. 1954 yılında milletvekili seçilen Fazlı Ertekin, 1963 yılından, vefat ettiği 1978 yılına kadar Kadıköy 2. Noteri olarak görev yaptı. Bazı günlük gazetelerde çeşitli fikir yazıları yazdı. Arapça ve Farsça bilirdi. Musiki ve edebiyat ile ilgilenmiş ve beş tane şiir kitabı yayınlanmıştır. Dr. Osman Nuri Bey, oğlu Fazlı Ertekin’in bir fotoğrafının arkasına şöyle yazmıştı:

“Hüdâ’nın sırrı okunur ey oğul çehrene baktıkça

Bu Osman kemteri Hüdâ’ya şükreyleyip dursun

Allah seni her kötülükten korusun”

Dr. Osman Nuri Ertekin’in ilk evladı olan Fitnat Hanım askeri göz hekimi Dr. Kâmil Gözüodlu ile evlendi. Eşinin görevi nedeniyle yurdumuzun birçok şehrinde ikamet ettiler.  Üç erkek kardeşinin de acısını gören Fitnat Hanım 1988 yılında vefat etti. Osman Nuri Beyin diğer oğulları Asaf  Ertekin,  Ankara Üniversitesi DTCF Felsefe bölümünü bitirdi. Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Jale Ertekin ile evlendi.  Okumayı ve özellikle de edebiyatı çok sevdiği için İstanbul’da matbaa kurmuştu. 1981 yılında İstanbul’da vefat etti. Ömer Ertekin ise Kuleli Askeri Lisesini bitirdikten sonra yurdun birçok yerinde subay olarak görev yaptı. Ankara’da Millî Savunma Bakanlığı Personel Dairesinden emekli oldu. İstanbul’a yerleşti ve 1978 yılında vefat etti. Dr. Osman Nuri Ertekin’in ikinci eşinden olan evlatları, Demir Güç Ertekin ve kız kardeşi Ayten Ertekin, çalışmış oldukları kurumlardan emekli olduktan sonra İstanbul’a yerleştiler.

HEMŞEHRİLİK BORCUMUZ!

Dr. Osman Nuri Ertekin’in hayatından da görmüş olduğumuz gibi, o dönemde vatanın evlatları çok çetin savaşların içinde bir cepheden diğerine savruluyorlardı. Pek çoğunun hayatını kaybettiği bu badirede, birçoğu da yıllarını kaybetti. Canları ve vatana adanmış ömürleri ile büyük hizmetlerde bulunmuş olan kişilerin hayat hikâyeleri unutulmamalı, hatıraları her zaman taze tutulmalıdır.  Önemli olan bir husus da bu insanların hayatlarından alınacak derslerdir. Gençlere güzel örnek ve hayatından ibret alacağımız bir hekim olan Dr. Osman Nuri Beyi tanıtarak Trablusgarb, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’ndaki hizmetlerini ve hayatının her safhasında insanlara yaptığı iyiliklerini anmak ve onu unutulmaktan kurtarmak bizler için bir şükran ve hemşehrilik borcudur. Hatırasının tazîz ediyor ve Allah’tan rahmet diliyoruz.

Açıklama: Bu çalışmada bilgi, belge ve fotoğrafları teminde yardımlarını gördüğüm, Dr. Osman Nuri Beyin torunu Suna Ertekin Akkaya’ya,  madalyalarının  fotoğraflarını gönderen torunu Osman Nuri Gözüodlu’ya, İngilizlere Osmanlı Hastanelerini teslimden sonra çekilmiş olan fotoğrafı  gönderen gelini  Dr. Jale Ertekin’e, manevî torunları  Op.Dr. Abdülkâdir Mete Tanrıverdi ve Dr. Osman Nuri Beyin biyografisini bir sunum olarak hazırlamış olan ve metni bana gönderen Op. Dr. Salih Uğur Tanrıverdi’ye çok teşekkür ederim.

KAYNAKLAR

(1)- Kemal Özbay,  Türk Asker Hekimliği Tarihi ve Askerî Hastaneler, İstanbul, 1976,  s. 183, 188.

(2)- Dr. Mustafa Tanrıverdi’nin hayatı ve çalışmaları hakkında, oğulları tarafından hazırlanan kitap yayımlanmıştır: Abdülkadir Mete Tanrıverdi-Salih Uğur Tanrıverdi, Örnek Hekimlerden Mustafa Tanrıverdi, Ankara, 2006

Kutu

Dr. Osman Nuri Beyin Irak Seyahati -Bağdat Seyahatini Müş’ir Defter’in başlangıç sahifeleri

7 Teşrinisani (Ekim) 1928.  Çarşamba saat 9’da Sivas’ta çocuklarla beraber evden hareket. Çallı Hanı’nı geçtikten sonra şiddetli kar, dolu, yağmurla karışık bir fırtınaya tutulduk.  O gün akşam ezanı Kayseri’ye muvasalat, geceyi otelde geçirdik.

8 Teşrinisani Cuma. Sabahleyin şafak zamanı hareketle zevalde Ulukışla’ya muvasalat edildi. Ulukışla civarında yine şiddetli bir yağmura tutulduk.  Ulukışla’ya muvasalattan 10 dakika sonra İstanbul treni geldi.  Pek acele bir surette çocukları trene irkâp ettik ise de yağ tenekesi ve sair eşyaları şimendifere koyamadık.  Çocuklardan sonra marşandizle eşyaları Akşehir’e damat Kâmil Bey namına gönderdik. Yine aynı gün çocuklardan iki saat sonra gelen Adana trenine bindik.  Birçok zabıtan trende idi.  Hava gayet soğuk, yağmurla karışık kar yağıyordu.  Dağların zirvesi bir dumanla mestur idi.  Şimendifer güzergâhı gece olmakla beraber gayet latif bir manzara irae ediyordu.  Dağlar kâmilen meşe ve çam ağaçları ile mestur idi.  Gece alaturka üçte Adana İstasyonu’na muvasalat ve araba ile Adana’ya Yeni Otel namındaki otele misafir olduk.  Otelin muntazam elektrik ve banyosu vardı.

9 Teşrinisani Cumartesi.  Adana’da ikamet ve Fransız Konsolosluğuna vize ettirildi. Vize için 8 lira aldılar.

10 Teşrinisani Pazar.  Akşama kadar Adana’yı dolaştık.  Bu gün arkadaşlardan doktor kaymakam Giritli İbrahim ve sınıf arkadaşımız Cemal Lâleli’yi gördük.   İbrahim Bey arabayla şehri gezdirdi.  Öğleden sonra Şeyh Nuri Beyi ve sıhhiye müdürü gözcü Harputlu Nazım Beyi ziyaret ettik.  Aynı gün akşam yedide gece trene bindik.  Haleb’e müteveccihen hareket ettik.  Trende yine birçok zabıtan mevcut idi.  Talebelerimden ismini unuttuğum bir doktor da vardı.

11 Teşrinisani Pazartesi 1928.  Şafakla beraber Halep’e muvasalat ettik.  Hava gayet güzel idi. İstasyonda otelciler iz’aç derecesinde müşteri bulmak için yolcuları rahatsız ediyorlardı. Lübnan Oteline indik. O gün Fransızlardan sorduğum halde öğrenemediğim resmi bir günleri idi. Süvari Cezayir Taburları muntazam resm-i geçit yaptılar. Efrat ve zabitanın Arap tarzındaki kıyafetleri nazar-ı dikkati celbediyordu. Resm-i geçitten sonra otele avdette Doktor Abdulkadir’i bulduk. Büyük bir iştiyakla bizi karşıladı, hizmetçisini gönderip eşyalarımızı hanesine nakletti.  O gün akşama kadar araba ile bizi dolaştırdı.  Halep’in yeni açılan ve tramvay demirleriyle ve asfaltla tefriş edilen caddeleri pek muntazam idi.  Tramvay henüz işlemiyordu.  Halep’in binaları kâmilen taştan ibaret olup pek muntazam, adeta saray denecek kadar büyük, muntazam, muazzam binalar gördük.  O gün Zekeriya Peygamber’i ziyaret ettik.

12 Teşrinisani 1928.  Yine Halep’te ikamet, geceleri dans salonuna ve çalgılı kahvelere gittik.  Bir Arap kızı ince ruhnüvaz sesi ile dinleyenleri mest ediyordu.  Sesi kadar kendisi de güzel ve şuh idi.

13 Teşrinisani 1928.  Sabah otomobille Şam’a hareket ettik.  O akşam yatsı vakti Şam’a geldik.  Hama, Humus’tan geçildi.   Humus’ta akşam yemeğini acele yedik.  Hiçbir yeri gezip göremedik.  Humus’un methalinde Halit bin Velid hazretlerinin muazzam türbesini ziyaret ettik.  O gece Darussafa Oteli’nin üçüncü katında bir odada yattık.  İyi bir otel değildi.

14 Teşrinisani 1928.  İlk işimiz iyi bir otel bulmak oldu.  Zühretüssafa Oteli’ne naklettik.  Otel yeni açılmış; temiz, güzel bir otel idi.  Şamlı Abdulkadir Beyi ve Kâmil Efendileri gördük.  Abdulkadir Bey bizi otomobille Şam’ın her tarafını gezdirdi.  Cami-i Emeviye’ye girdik.  Orada Yahya Peygamber’i, Re’si Hüseyni ve Zeynel Abidin’in ibadet ettiği yeri gördük.  Sultan Selâhattin Eyyubi’yi ve Şam Müzesi’ni ziyaret ettik.

15 Teşrinisani 1928.  Şam’da ikâmet, öğle yemeğine Abdulkadir Bey’in evine gittik.

16 Teşrinisani 1928.  Sabah alaturka dörtte Şam’dan Bağdat’a müteveccihen hareket ettik.  Hava iyi idi, öğle vakti şiddetli yağmur yağdı, ortalık çamur oldu.   Akşama kadar müşkülatla otomobil hareket etti ise de akşam ezanı sırasında otomobiller çamura saplandı.  Beş otomobil beraber idik, birini kaybettik, aradık ise de bulamadık. O geceyi çölde geçirdik.  Sabaha kadar yağmur yağdı.  Sabahleyin hava biraz açıldı ise de şiddetli bir rüzgâr var idi.  Otomobiller serbest hareket edemiyorlardı.

17 Teşrinisani 1928. Öğle vakti Ratba mevkiine muvasalat ettik Ratba Şam ile Bağdat’ın ortasında İngiliz tarafından yapılmış büyük ve kargir bir kışla olup içinde otel, lokanta, telsiz gibi her şey vardı.  Ratba’da iki saat kaldıktan sonra Ramadiye’ye müteveccihen hareketle, gece alaturka saat beşte Ramadiye’ye vasıl olduk.  Temiz bir otelde geceyi geçirdik.  Sabaha kadar şiddetli yağmur devam etti.

18 Teşrinisani 1928.  Sabah Ramadiye’den hareket ettik, Bağdatlı Hudrizade Yasin Çelebi ve Seyyit Tevfik yolda arkadaş idi.  Yasini Ramadiye’de üç saat bekledik.  Yol gayet çamur idi.  Müşkülatla yola devam ediyorduk.  Felluce’ye, oradan da Bağdat’a gece saat ikide muvasalat ettik.  Ben Dr. Sami Beye misafir oldum.  Babanın (kayın pederi Sabri Paşanın) evini aradık.  Hulusi (kayın biraderi) otelde kaldı.  Bağdat tanınmayacak halde idi.  Bizim zamanımızda Halil Paşanın açtığı cadde ikmal edilmiş, yeni oteller, evler inşa edilmişti. Bağdat’ta bu caddeden başka değişmiş şeyler yoktu.

14 Kânunievvel (Kasım) 1928. Ev tuttuk, icray-ı tababet için müracaat ettik.  Diploma olmadığından izin vermediler.  Diplomayı istedik, gelmedi. Hülasa icray-ı tababet mümkün olmadı.  14 Kânunievvel’den 14 Şubat’a kadar Bağdat’ta kaldım.  Dört defa Kuban’a gidip geldim.  Nuri Sait Paşa, Ârif Efendizade  Mahmut Efendi, Erzurumlu İbrahim, Doktor Sabri Bey ziyafet verdiler.  Doktor Nusret de maaile bizi ziyarete geldi.  Bağdat’ta bulunduğum müddette üç defa Abdülkâdir Geylani, birer defa da Musa Kazım, Şeyh Maruf Kerhi, Şia Zübeyde, Şehy Ömer Luğbi, Şehabettin Sühreverdi, Abdulkadir Geylani’nin hocası Seracettin, Seyyit Sultan Ali’yi, İmam-ı Azamı ve Bişr’ül Mafi’yi ziyaret ettim. Cüneyd-i Bağdadi’ yi uzaktan ziyaret ettim.-Rabiatü’l-Adeviye’yi de -İmamı Âzam civarında medfun olan- uzaktan ziyaret ettim.

Hayat Ağacı dergisi 7. Sayı, 2007

PAYLAŞ