Sivas Gökmedrese ve Bezemeleri

0

Taş, Tuğla ve Çininin Şiirleştiği Mekân

SİVAS GÖKMEDRESE VE BEZEMELERİ

                                                           Müjgân Üçer

Sivas, Selçuklu Türkiyesi’nin “Dâru’l-Âlâ/Yücelik Beldesi” unvanlı şehri, Anadolu Selçukluları’nın Konya’dan sonra, Kayseri gibi ikinci başkentlerinden biridir. 1271 yılında, birbiriyle yarışırcasına Sivas’ın ufkunda yükselmiş olan anıtsal üç yapı; Gökmedrese (Sâhibiyye Medresesi), Çifte Minareli Medrese (Vezir Şemseddin Medresesi/Dâru’l-Hâdis) ve Burûciye Medresesi şehrimize vurulmuş üç Selçuklu mührü olarak günümüze gelmiş bulunuyor. Dönemin âlimleri; bilginin, eğitimin ve sanatın zirvesindeki bu kurumlarda eserler veriyor ve öğrencileri yetiştiriyorlardı. Sivas, medreseleri ve bilim adamlarının çokluğu sebebiyle haklı olarak,  “Darü’l-Ulemâ / Bilginler Şehri” sıfatıyla bilimin de başkenti idi. Meselâ, Gökmedrese’de ders veren ve Sivas’ta kadılık yapan Kutbü’d-din Şîrâzî (1236–1311) bir filozof ve din bilgini olmasının yanı sıra, astronomi, fizik, coğrafya ve tıp alanında dikkati çeken bir âlimdi. Şîrâzî Gökmedrese’deki hocalığı sırasında kapsamlı iki matematiksel astronomi kitabı yazmıştı. (1)

 SİVAS GÖKMEDRESE: TAŞ, TUĞLA VE ÇİNİYE YANSIYAN ŞİİR

 Gökmedrese; mimarîsi, taş bezemeleri ve çinileri ile süsleme sanatlarının birbiriyle bütünleştiği müstesna bir eser; taş, tuğla ve çininin birlikte kullanıldığı “Sivas üslûbu” denilen türün benzersiz örneklerinden biridir. Bânisine izafeten Sâhibiyye Medresesi de denilen medrese; yivli minareleri, eyvan ve mescidinde kullanılan “göğ/gök mavisi ve turkuvaz renkli çinilerinin yoğunluğu sebebiyle zaman içinde Gökmedrese adını almıştır. Bu isim halk arasında “Göğmedrese” olarak da söylenir. [Amasya’da Turumtay Camii (1266/1267) ve Tokat’taki Pervane Külliyesi (Tokat Müzesi binası) (1277) de gök mavisi çinilerinden dolayı halk tarafından Gökmedrese olarak adlandırılmıştır. İran’da, Güney Azerbaycan’da Tebriz’de bulunan Karakoyunlu dönemine ait, 1465 tarihli bir cami olan Gökmescid (Şah Cihan Mescidi) de âbidevî kapısında (şimdi birçoğu dökülmüş olan) gök mavisi çinileri sebebiyle bu adı almıştır.]

 Sivas Kalesi’nin güneyine, şehrin girişinde Kayseri Kapısı’nın karşısında yaptırılmış olan Gökmedrese, ihtişamı ile Anadolu Selçuklu Devleti’nin bir prestij binasıdır. Sivas Gökmedrese, Selçuklu taçkapıları içinde beyaz mermerden yapılmış olması, ön yüzdeki tutarlı geometrik düzenlemesi, bezeme programı bakımından gösterdiği bütünlük ve üzerinde yükselen minareleri ile âbideleşen bir eserdir. Türk plastik sanatında, mimarisi, taş bezemeleri ve çinileri ile inancın taşta dile geldiği müstesna bir eser, âdeta taşa yansıyan şiirdir. Merhum hocamız Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver bu eser için şöyle demiştir:  “Sivas bir yüzükse, onun kaşı Gökmedrese’dir.”

 Gökmedrese’yi yaptıran ünlü Selçuklu baş veziri Sâhib Atâ Fahrü’d-dîn Ali’nin görevi 1249–1279 yılları içinde Anadolu idaresinin çok karışık bir devresine rastlar. Bu dönemde memleket idaresinin ağır yükünü taşımış olan sâhib/baş vezir ve “bir hükümdar kadar güçlü” Sâhib Atâ Fahrü’d-dîn Ali, Anadolu Selçuklu döneminde bilgisi, zekâsı, devlet adamlığı, serveti ve hayırseverliği ile ünlenmişti. Bu sebeple, “Ebû’l-Hayrat”  olarak anılmıştır.  Yorulmak bilmeyen bu ünlü devlet adamı ömrü boyunca, Anadolu’nun birçok yerinde hayır eserleri yaptırmıştır. Gökmedrese’den başka Konya’da, İnce Minareli Medrese olarak bilinen Sâhib Atâ Dârü’l-Hadis’i başta olmak üzere birçok eserin de bânisidir. Yapılışı, Sultan III.Gıyâsü’d-dîn Keyhusrev (1266-1284) zamanına rastlayan Gökmedrese’nin taçkapısındaki Arapça inşa kitabesinde şöyle denilmektedir:

Bu kutlu medresenin yapılmasını Kılıç Arslan  -Allah devletini dâim kılsın- oğlu yüce sultan, yüce şahlar şahı, din ve dünyanın yardımcısı “Gıyasü’d-dünyâ ve’d-din” Keyhusrev’in saltanat günlerinde, ulu düstur, hayır ve hasenât babası, devlet ve dinin iftiharı Hüseyin oğlu Ali -Allah sonunu hayır etsin- 670/1271 yılı Muharreminde emretti. (2)

Gökmedrese’nin vakfiyesi, Sâhib Atâ Fahrü’d-dîn Ali tarafından, Hicrî 679/Miladî 1280 tarihinde tanzim ettirilmiştir. Vakfiyesinde belirtildiğine göre medreseyi, yazlık ve kışlık odaları, mescidi, kütüphanesi, dâr-ı ziyafeti, iki çeşmesi ile bir külliye olarak yaptırmıştır. İmareti ve güney kısmında bulunduğu söylenen hamamı ise günümüze gelememiştir.  Sâhib Atâ Fahrü’d-dîn Ali’nin, yazma bilmemesi sebebi ile ilim yuvası olan medrese inşasına önem verdiği söylenir. (3)

Gökmedrese’yi inşa eden, Konyalı Kâlûyân (Kâlûyâne’l-Konevî) adlı ünlü bir sanatkârdır. Ahmet Eflâkî,  Âriflerin Menkıbeleri adlı eserinde; Kâlûyân’ın Hıristiyan asıllı iken Mevlânâ’yı tanıdıktan sonra Müslüman olup, onun müridleri arasına girdiğini, resim sanatında ve tasvirde eşi bulunmayan bir sanatkâr olduğunu belirtmektedir. Sivas Gökmedrese cephesindeki çok başarılı tasarımın, taş ve tuğla bezemelerindeki oran, ahenk ve inşaatla birlikte, çini atölyelerinin de sorumluluğunu taşımış olan Kâlûyân, bu eseri ile sanatının doruğuna ulaşmıştır. (4)

Selçuklu sanatının anıtsal yapılarından olan Gökmedrese, genel olarak kesme taştan inşa edilmiş, açık avlulu, iki katlı, dört eyvanlı plan şeması gösteren bir medresedir. Medresenin taçkapı sivri kemerinin çevresinde mermere, Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi’nin 285 ve 286. ayetleri (Âmene’r-Rasûlü…) yazılmıştır.

Gökmedrese’de, taçkapının bezemeli yüzey kaplamaları, üç farklı mermer ile gerçekleştirilmiştir. İki renkli kilit taşlarından, kemer ve sövelerin bütünleşmesiyle oluşan, kapı kemerinde köşe kilit taşlarında, yepyeni ve benzersiz olarak, yedi dilimli iri bir yaprak yüzeyinde, her dilimin üzerinde ve ikisi de yaprağın ortasında olmak üzere dokuz adet hayvan başı kabartması,  hayvan figürlü bezeme olarak iki tarafta yer alır. Koç, tilki, boğa, ördek, at, kuş, aslan, yılan ve fil başlarının seçilebildiği bu kompozisyonun burç işaretlerini kastettiği sanılmaktadır. Türklerin on iki hayvanlı Orta Asya takviminde bu hayvanlardan bir kısmı mevcuttur ki hayvan başları, Türk sanatının popüler bir bezeme şeklidir.  Ernst Diez (1949) bu kompozisyonun Türk-Moğol burç kuşağı  (zodiak; üzerinde on iki takımyıldızın sıralandığı burçlar kuşağı) ile ilgisi olduğunu belirtmiştir. (5)

Gökmederese’nin giriş eyvanının yanlarındaki karşılıklı iki kapıdan sağdaki, medresesin mescidine, soldaki dârü’l-kurrâ/dârü’t-tedris (dershane)  kısmına açılır. Mescidin ve dershanenin avluya ve dışarıya bakan karşılıklı birer penceresi vardır. Avluda dikkati çeken hususlardan biri de her hücrenin kapısı üzerindeki yazılardır.  Bunlar daha çok bilime, doğruluğa ve iyilik yapmaya ait âyet ve hadislerden alınmıştır.

Gökmedrese’ye adının verilmesinin sebebi minarelerin, girişteki eyvanın sağındaki mescidin ve iki yan eyvanın firuze renkli nefis mozaik çinileridir. Bunlardan mescidin kubbesi; içleri düzgün tuğla sırası, derz aralarına yerleştirilmiş firuze ve mor renkte küçük kare çinilerin meydana getirdiği baklavalar ve zikzak hatlardan oluşan zengin bir programla bezenmiştir. 5.20 x 5.20 m ölçülerindeki kare planlı mescit kubbesinin on altıgen kasnağına Türk üçgenlerinin yardımı ile geçiş sağlanmıştır.  Üçgenler ve kubbede tuğla-çini mozaik birlikte kullanılmıştır.  On altıgen kasnaktan sonra yarım kubbe eteğine; beyaz alçı zemin üstüne koyu mor çinilerden kesilmiş zarif çifte yaprakları taşıyan kıvrık dallı bir şeridin alttan ve üstten çevrelediği geniş bir yazı şeridi dolaşır. Hz. Peygamber’in mescid ve namaz üzerine üç hadisini ihtiva eden bu hat, firuze renk üzerine patlıcanî renkli çinilerle nesih harflerle yazılmıştır.

Selçuklu çini sanatının en zarif ve güzel örneklerinden biri olan mihrabın yüzeyi, firuze ve mor renkli çini mozaikle kaplanmıştır. Beş bordürle çevrili mihrabın yukarı kısmının ön yüzü bugün yerindedir. Çevre bordürlerin koyu mavi ve firuze çinilerinin düzeni ve biçimi aynıdır. Mihrabın çevresinde, firuze zemin üzerine mor çinilerden kesilmiş çiçekli nefis kûfî yazı ile Ayete’l-Kürsî bulunmaktadır.

GÖKMEDRESE’DEKİ HAYAT AĞAÇLARI

Anadolu Selçukluları mimari süslemede, sembolik anlam taşıyan hayat ağacı motifini bir tutku ile kullanmışlardır. Evrenin direği, barışın, bereketin, bilimin, hikmetin, kudretin ve sonsuzluğun sembolü olarak kozmik ağaç gibi soyut anlamlar yüklenmiş olan hayat ağacı, devletin koruyucu gücünü sembolize etmesi ile devlet ağacı olarak da nitelendirilmekte, kutsal ağaç, altın ağaç, cennet ağacı gibi adlar da almaktadır. (6)

Hayat ağacı, eski Türk inanç sistemi olan Şamanizm’e göre dünyanın merkezini belirleyen, genellikle kuşlar ve kartallarla betimlenen ağaç olup,  Anadolu Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nde cennet anlamını da kazanarak çini, taş ve benzeri bezemelerde oldukça sık kullanılmıştır.(7)

Hayat ağacı tasvir edildiği esere, önemli bir yapı olduklarını belirtici değer kazandırır. Türkler ana yurtlarından getirdikleri konuları, stili ve sembolleri yaşatmaya devam etmektedirler. Moğol akınından sonraki geç devirlerde bu eski gelenekler kuvvetlenmiş olarak tekrar canlanır.” (8)

Sivas Gökmedrese’de taçkapının sağ ve solunda, minare kaidelerinde birbirinin aynı olan iki hayat ağacı bulunmaktadır. Bu bölümlerde, ortada yer küreyi sembolize eden sekiz köşeli yıldızın altında sivri kemerli panolar içerisinde hayat ağacı yer alır. Üçgen saptan karşılıklı simetrik olarak çıkan köklü, gövdeli, dalında kuş, yaprak, çiçek ve narlardan oluşan bitki demetleri şeklinde üsluplaşmış bir ağaç motifidir. Birleşik yaprak demeti kabartması arasında nar, diğer yapraklarında narlar ve kuşlar, bu motifin en üstünde de, cepheden tasvir edilmiş, kanatları ile uçacak gibi olan tek başlı bir kartal figürü bulunur. Sivas Gökmedrese’deki bu hayat ağacı çift tabakalı süslemesinin, gölge ışık tesirlerine yol açması, işlenişindeki teferruat ve itina, malzemesi mermer olduğu için çok gösterişlidir. (9)

Gökmedrese cephesinde bulunan hayat ağacı, Sivas’ın olduğu gibi, Sivas ilinin sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmasının sağlamak doğrultusunda faaliyette bulunan Sivas Hizmet Vakfının da sembolüdür. Sivas Hizmet Vakfı tarafından “Hayat Ağacı” adıyla yayınlanan Sivas Kültür ve Sanat Dergisi kökünü gelenekten alıyor. “Sivaslı ve Sivas’ı sevenlerin can suyu ile beslenen Hayat Ağacı, dergisiyle meyvesini veriyor. (10)

Sivas Gökmedrese’de 1995–1996 yılında, Burhan Bilget başkanlığında yapılan temizlik ve kazı çalışmasında, eserin avlusunda, her bir parçası ayrı yerlerde olan ve sekiz parçadan oluşan 100×130 cm. ebadında bir başka hayat ağacı bulunmuştur.(11) Önceleri medresenin neresinde olduğu bilinmeyen bu hayat ağacı motifinin, Gökmedrese’nin halen devam eden restorasyonunda, anıtın büyük eyvanında yer aldığı tesbit edilmiş ve buraya mihrap olarak konulmuştur.

Fotoğrafını gönderdiğim yeni bulunan hayat ağacı motifini, sanat tarihçisi Dr. Zekeriya Şimşir şu şekilde tanımlamıştır:

“Dairevî planlı bir nişin içerisinde büyük mermer bloklar üzerine işlenen hayat ağacı motifini üst kısmı sivri teğet kemerli bir rumî bordürü çerçevelemektedir. Yüksek kabartma tekniğinde işlenmiş olan desen simetrik bir tasarıma sahiptir. Hayat ağacının çıktığı kaidede ortada hilâl şeklindeki agraftan aşağıya doğru çatallanan dilimli rumî motifleri tabanda spirallerle nihayetlenir. Rumîlerin çatallandığı noktalara ters-düz şeklinde tepelik motifleri yerleştirilmiştir. Ağacın gövdesinde, simetri eksenindeki agrafın içerisinden çıkarak yanlara ve yukarıya doğru kıvrılan yedişer adet yan yaprak ile en tepede de bir adet olmak üzere on beş iri yaprak yer almaktadır. En alt sıradakiler mahiyeti anlaşılmayacak derecede kırıktır. İkinci sıradakilere yivli yapraklar işlenmiştir. Üç, dört ve beşinci sıradaki iri yaprakların içerisi, bir kökten çıkarak agrafın içerisinden geçen sapa yapraklar, iri nar meyvesi, kiraz salkımları ve rumî motifleri yapılmıştır. Altı ve yedinci sıradaki saplar da yine bir agrafın içerisinden geçerek çıkan yapraklarla bezenmiştir. Orta eksene yerleştirilen en üstteki iri yaprağın içerisine de, kökü bir agrafın içerisinden geçen yaprakların üzerine, iki yana kıvrılmış hurma dalının üst kısmı dilimli bir tepelik ile nihayetlenir.”

Gökmedrese’nin bu dâirevî hayat ağacının üç, dört ve beşinci sıradaki iri yaprakların ucunda nar, dallarında da kiraz salkımları,  orta eksene yerleştirilen en üstteki iri yaprağın içerisine de iki yana kıvrılmış hurma dalı sanki sanatkâr tarafından taşa işlenmiş cennet tasviri gibidir.  Hayat ağacının tepesinde iki yanda hurma salkımı bulunuyor ki hurma ve nar;  kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerîm’deki cennet meyvelerindendir. Dalların arasında bütün canlılığı ile asılı duran kirazlar, minyatürlerde gördüğümüz, nahıllara asılmış turfanda kirazları hatırlatıyor.

Gökmedrese’nin  taçkapısında hâkim olan bitkisel  bezemeye paralel olarak, avluyu çeviren revak sütunlarının başlıklarında da dört yüzde tekrarlanan  motif, kanat halini almış rûmî ve ortadaki palmetle stilize figür ifadesini yansıtmaktadır. Bir diğer sütun başlığı ise cephedeki hayat ağacının sanki daha küçük bir örneği şeklindedir.

Sivas’a 1648 yılında gelmiş olan Evliyâ Çelebi, seyahatnamesinde Gökmedrese’nin ihtişamından ve taşa nakşedilen motiflerinden şöyle bahsediyor:

“Kızıl Medrese denilen şaşılacak bir medrese vardır ki İslâm diyarında böyle bir ilim yuvası ne yapılmıştır, ne de görülecektir. Timur binayı gördüğünde, hayrette kalarak şaşkınlıkla seyretmiştir. Kale kapısı gibi yüce bir kapısı var ki gören kimsenin aklı başından gider. Üstad bu kapının sağ ve solundaki yüksek eşiklere Cenab-ı Hakk’ın kudretiyle yarattığı çiçeklerin şekillerini öyle bir nakşetmiştir ki gören ibretli bukalemun sihri zanneder. Cenâb-ı Bârî yed-i kudretiyle halk ettiği cemî-i şukufelerin (…) eşkâl-i ezharâtı bu kapuya nakş edip (…) güya her bir şukufe birer gûne ter ü taze verd-i handân ve benefşe ve erguvan ve sünbül ve reyhan ve islimîler ve zerrîn müşebbek rumîlerdir. Zamanla bazı yerleri bozulmuştur.  Bu medresenin mutlaka görülmesi ve her tarafta anlatılması gerekir. Medrese iki katlı ve içinde seksen oda vardır.  İlim öğrenen talebe efendiler kışın alt katlarda, yazın ise üst katlarda öğrenim yaparlar. Vaktiyle gelirleri öyle sağlammış ki evkafı sayesinde her gün öğrencilere iki defa sekiz türlü nefis yemekler fâğfurî kâseler içinde verilirmiş. Fakat hâlâ öğrencileri bu nimete sahip olmayan riyâsız kimselerdir. Allah hidayet eyleye.” (12)

Evliyâ Çelebi’nin Gökmedrese’den, “Kızıl Medrese” olarak bahsetmesinin sebebini bir ikindi vakti gittiğimde anlamıştım. Sivas ufkunda eğilmeye başlayan güneşin ışıkları Gökmedrese’nin cephesindeydi ve mermer taçkapısı aynen Evliyâ Çelebi’nin tasvir ettiği gibi güneşin kızılımsı rengini muhteşem bir ayna gibi aksettiriyordu.

Sivas’ın yüzünü beton peçelerin örtmediği günlerde, Sivas’a Kardeşler Dağı’nın üzerindeki yoldan  gelenler de minarelerin çinilerine yansıyan güneşin parlak ışıklarıyla büyülenirlerdi.

Mimarisi,  taş bezeme ve çini süslemelerinin ihtişamıyla, bir kitabın sayfaları gibi önümüze açılan Gökmedrese, insana hizmet etmek ve onu eğitmek, aydınlatmak gibi evrensel mesajıyla, XIII. yüzyılın zirveye ulaşmış sanat ve estetik değerini de tam anlamıyla günümüze taşıyor. Bu nadide eseri yaşatmak ve işlerlik kazandırmak için T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan kapsamlı onarımda,  önce zemin güçlendirme ve temel takviyesi yapılmış, binayı korumak için geçici olarak çelikten çatı örtüsü kurulmuştu.  Hızla ilerleyen onarımla eskiyen, yıpranan taşlar ve dökülmüş çiniler yerine konulmaya devam ediyor.

Bu restorasyon devam ederken Gökmedrese’nin mermer ve çinilerindeki eşsiz bezemeleri de sanatkârlar tarafından yorumlanıyor.  Türk süsleme sanatını öğreten,  sevdiren ve yaşamasında öncü olan sanatkâr hocamızın kurduğu ve adıyla anılan Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver Nakışhanesi’nin Gülbün Mesara başkanlığındaki çalışma grubu Gökmedrese’nin bezemelerini, hayat ağaçlarını, taşın ve çininin renk ve dokusuna uygun olarak yorumluyorlar ki ilerde kitap olarak yayımlanacak olan çalışmadan bazı örneklere bu yazıda yer veriyoruz.

Ülkenin en zor günlerinde, yaptırdığı Gökmedrese ile millî kültürümüzü dağılmaktan kurtarmayı amaç edinen; vakfiyesinde, medreseye alınacak öğrencilerde tefrik yapmadan birlik, beraberlik ve dirlik içinde dinî ve ilmî tahsil yapmalarını sağlayan Sâhib Atâ Fahrü’d-dîn Ali’yi de rahmet ve minnetle anıyoruz.

Dipnotlar

1-Melek Dosay Gökdoğan, “Selçuklular Dönemindeki Bilimsel Etkinliklerde Sivas’ın Yeri”, Selçuklular Döneminde Sivas Sempozyum Bildirileri, Sivas 1000 Temel Eser, 29 Eylül–1 Ekim 2005, Sivas, s. 207, 208. (Şîrâzî’nin Gökmedrese’de yazdığı astronomi eselerinin adları şöyledir: Nihâyet el-idrâk fî dirâyet el-eflâk (Gök Kürelerinin Bilgisini Anlamanın Sınırı, 1282),  El-Tuhfe el-şâhiyye fi ilm el-hey’e (Astronomide Kraliyet Armağanı, 1284).

2- İsmail Hakkı-Rıdvan Nâfiz, Sivas Şehri, İstanbul, 1928, s. 117. (Yayına hazırlayan: Recep Toparlı, Erzurum, 1992, s. 146) ; Hikmet Denizli, Sivas Tarihi ve Anıtları, Özbelsan Yayını:1, Sivas (Tarih yok), s. 184.

3-Sâdi Bayram-Ahmet Hamdi Karabacak, “Sâhib Atâ Fahrü’d-dîn Ali‘nin Konya, İmaret ve Sivas Gökmedrese Vakfiyeleri”, Vakıflar Dergisi XIII. Ankara, 1981, s. 32–60.

4-Haşim Karpuz, “Kâlûyân”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Kâlûyân maddesi, s. 259.

 5- Ernst Diez, “The Zodiac Reliefs at the Portal of the Gök Medrese in Sivas”, Artibus Asie, Vol. 12, No.1/2, 1949, pp. 99–104. (Bu makaleyi tercüme ederek gönderen Gülbün Mesara’ya teşekkür ederim.)

6-Sedat Veyis Örnek, Budunbilimleri Terimleri Sözlüğü, TDK Yayınları, Ankara, 1973, s. 69.

7-Metin Sözen-Uğur Tanyeli,  Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1999, s. 102.

8-Gönül Öney,  “Anadolu Selçuklu Sanatında Hayat Ağacı Motifi”, Belleten, Türk Tarih Kurumu, C: XXXII, Ocak 1968, Ankara, No: 125, s. 27., 33.

9-Semra Ögel, Anadolu Selçukluları’nın Taş Tezyinatı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1966, s. 58.

10-Müjgân Üçer, “Selçuklunun Erzurum Sivas Kayseri Hattındaki Hayat Ağaçları”,  Hayat Ağacı Dergisi, Sivas Hizmet Vakfı,  S:8, Yaz, 2007, s. 38–43.

11-Burhan Bilget,  “Sivas Gökmedrese 1995–1996 Yılı Çalışmaları”, VIII. Müze Kurtarma Kazıları Semineri,  Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Ankara, 1997, s. 610, 615.

12-EvliyaÇelebi,Seyahatname,İstanbul,YKY,1999,III,122-23.

 Hayat Ağacı dergisi 12. Sayı, 2008

PAYLAŞ