Halk İrfanının Tecer’in Doruklarından Yükselen Gür Sesi

0

HALK İRFANININ TECER’İN DORUKLARINDAN YÜKSELEN GÜR SESİ

Doğan Kaya

Sivas’ın halk şiirine kazandırdığı büyük değerlerden birisi de Deliktaşlı Ruhsatî’dir. Halk irfanını seslendiren âşıkların en başta gelenlerinden olan Ruhsatî, Türkçenin şiir ikliminde bir kutup yıldızı gibi durmakta ve parlamaktadır.

Sivas’ta, Âşık Edebiyatı içinde zikredebileceğimiz güçlü âşıklar yetişmiştir. Pir Sultan, Kul Himmet Üstadım, Ruhsatî, Serdarî, Er Mustafa, Veli, Emsalî, Meslekî, Veysel, Talibî, Ali İzzet, Seyit Yalçın, Seyit Türk, Musa Merdanoğlu, Sefil Selimî, Gülhanî, İsmetî, Tabibî ve Kul Gazi gibi âşıklar bunlardan bazılarıdır. Biz, Sivas’taki âşıklık geleneğini inceledikten sonra, bu mecrada, bir âşığın da başlı başına ele alınıp bütün yönleriyle ortaya konulmasının yerinde olacağını düşündük. Bunun için de yukarıda zikrettiğimiz âşıklardan Deliktaşlı Ruhsatî’yi tanıtmayı amaçladık. XIX. yüzyıl âşıkları denilince, genellikle, ilk akla gelenler Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Dertli, Bayburtlu Zihni ve Seyranî’ dir; daha sonra Deliktaşlı Ruhsatî, Tokatlı Nuri, Sümmanî, Ceyhunî gibi âşıklar hatırlanır.

Ruhsatî’den ikinci derecede bahsedilmesinin sebebi nedir? Onu bütün olarak yeterince tanıyor muyuz? Acaba, Ruhsatî’nin şiirlerindeki üslup ve teknik özellikler, işlediği konular, ifade tarzı diğer âşıklara nazaran daha mı zayıftır? Elbette ki hayır! Ruhsatî’nin XX. yüzyıl âşıkları içinde en güçlülerden biri olduğu aşikârdır. Üzerinde ciddî bir çalışma yapılmadığı için hakkı yeterince verilmemiştir. Onunla ilgili yapılan ilk çalışmalar çok yüzeyseldir yahut yeterli ses getirecek seviyede değildir.

Sözgelişi ondan ilk olarak bahseden Eflatun Cem’dir. Eflatun Cem, Ankara’da 1928’de Türk Halk Bilgisi Neşriyatı arasında çıkan Seçme Halk Şairleri adlı çalışmasında ve aynı yıl Sivas’ta yayımlanan Duygu ve Düşünce Mecmuası’nda Ruhsatî’nin şiirlerini yayımlamıştır.

Mustafa Nihat (Özön) de Muasır Türk Edebiyatı adlı eserinde, Ruhsatî’nin ilk şiirini kaydetmiştir. Ruhsatî’nin Sivas’ta yayımlanan 1931 tarihli Adım Mecmuası’nın sekizinci sayısında da iki şiiri çıkmıştır. Deliktaş Muallimi Kemal imzalı yazıda, âşığın hayatı hakkında da çok kısa bilgi verilmiştir.

Aynı yıl Ahmet Kutsi Tecer, Sivas’ta I. Sivas Halk Şairleri Bayramı’nı yapmıştır. Bu bayrama bir hikâyeci ve on âşık katılmıştır. Tecer, yayımladığı bültende bunlardan bazılarının şiirlerine yer vermiştir. Bültenin dokuzuncu sayfasında Ruhsatî’nin de iki şiiri bulunmaktadır.

Bu yayımlardan sonra Ruhsatî hakkında yapılan çalışmalar çoğalmaya başlamıştır. Nihayet, Kadri Özyalçın, 1936 yılında ilk kitabı yayımlamıştır. Bunu yine Kadri Özyalçın’ın Kemâl Gürpınar’la çıkardığı kitap ile 1941’ de “Ruhsatî’den Seçilmiş Deyişler” adıyla Sivas’ta basılmış bir kitap izlemiştir. Daha sonra Vehbi Cem Aşkun’un hazırladığı bir kitap (1944) ile Eflatun Cem Güney- Çetin Eflatun Güney imzaları ile ikinci bir kitap yayımlanmıştır (1958) .

Tespitlerimize göre Ruhsatî hakkında on kitap, iki bildiri, bir lisans, bir doktora tezi ve bilhassa şiirlerinin ağırlıkta olduğu otuz kadar yazı yazılmıştır.

Bu bilgilerden sonra onu okuyucularımıza tanıtabiliriz.

Ruhsatî, 1835 yılında Kangal’ın Deliktaş köyünde doğmuş, 1911’de yine aynı köyde vefat etmiştir. Mezarı da buradadır. Babasının adı Mehmet, annesininki ise Safiye’dir.

Ruhsatî on iki yaşında öksüz ve yetim kalmış; bu bakımdan kuvvetli bir tahsil görememiştir. Bir divandaki “Eğer nikâhtan sorarsan dördü bitirdim tamam/ Eğer evlattan sorarsan yiğirmi üçtür heman” ifadelerinde, dört kere evlendiğini ve bu evliliklerden yirmi üç çocuğu olduğu neticesine varıyoruz. Eşlerinin adı sırasıyla şöyledir: Mihri, Ayşe, Fatma ve Mühimme. Bunlardan Mihri, oğlu Âşık Minhacî’nin annesidir.

Ruhsatî, uzun müddet Deliktaş ağalarından Ali Ağa’nın yanında azap durmuştur. Kimi zaman Tecer’deki değirmenlerin su işlerinde çalışmış, kimi zaman da köyünde kiracılık, rençperlik ve çobanlık yapmıştır. Bazen de inşaatlarda bennelik (duvarcılık) yaptığı olmuştur. Zaman zaman gurbete çıkan Ruhsatî ömrünün sonlarında köyünde imamlık da yapmıştır. Ömrü fakirlikle geçen Ruhsatî, ufak tefek yardımlar haricinde kimseden himaye görmemiştir.

Ruhsatî, bâdeli bir âşıktır. Bir gün Kertme köyü mezrasında uyuyakalmış ve bu sırada pirlerin verdiği bâdeyi içmiştir. Aşağıdaki sözlerinden de anlaşılacağı üzere, kendisi de zaman zaman bunu dile getirmiştir:

Bir gece menamda gördüm muhabbetin badesin

İçmeden mest eyledi fincana aklım yetmedi

Baktım bir bade sundular yatarken bir gece ben

Anasından doğduğuna oldu pişman sanmasın

Ben değilim Hak söyletir dilimi

Bâde içtim kimse bilmez hâlimi

Asıl adı Mustafa olan Ruhsatî’nin mahlasını Şeyh İbrahim Efendi vermiştir.

Kimi Ruhsatî der kimisi koca

Kimisi âşık der kimisi hoca

Kimisi Cehdi der kimisi yuca

Gazaya razı ol belâya sabur

Bir zaman İcadi bir zaman Cehdî

Şimdi de Ruhsatî Baba dediler

sözlerinden anlaşılacağı gibi, her ne kadar İcadî, Cehdi mahlasını da kullandığını söylüyorsa da biz, bu mahlaslarla söylenmiş şiirine rastlayamadık.

Ruhsatî, irticali olan fakat saz çalmayan bir âşıktır. Hakkında yazılmış kitaplarda ve makalelerde, saz çaldığından söz edilmişse de bunun doğru olmadığını kendi şiirlerinden anlıyoruz:

Ne çöğürüm ne kavalım ne sazım

Ne bir Hakk’a yarar vardır niyazım

Saz ile söz ile alınmaz meydan

Ruhsat’ın mahlası serpilmedikçe

Ruhsatî’nin pek çok âşıkla karşılaştığı şüphesizdir. Ancak biz bunlardan Hacı Necati, Âşık Halil ve Kanaklı Sefilî gibi isimleri tespit edebildik.

Fiziki olarak uzun boylu, beli bükük, çil yüzlü, çakır gözlü, sarı sakallı bir yapıya sahip olan Ruhsatî, karakter itibariyle de ideal insan vasıflarına sahiptir. Basiret, kanaat, tevazu ve izan sahibidir. Haramdan, “koğ” ve gıybetten kaçınmış; sır saklamasını bilmiştir. Kimsenin azına çoğun karışmamış; kimsenin malına göz dikmemiştir. Samimi bir Müslüman olup İslâm Peygamberini aşk derecesinde sevmiştir. Önceki kaynaklarda Bektaşî olduğu ileri sürülmüşse de Ruhsatî, kendisinin de pek çok şiirinde belirttiği gibi Nakşibendî tarikatına mensup bir âşıktır.

XIX. yüzyılın seçkin halk şairlerinden olan Ruhsatî, şiirlerinin çoğunu hece vezni ile yazmıştır. Ancak Âşık Ömer, Dertli, Emrah, Seyranî gibi geleneğe uyarak aruz vezni yahut hecenin 14 ve 15’li şekilleri ile şiirler (divanlar) yazdığı da olmuştur. Sözgelişi Uğru ile Kadı Hikâyesi’ni aruz vezni ile yazmıştır. Ne var ki, pek çok halk şairinde rastladığımız gibi aruz vezninde başarılı olamamıştır. Hece vezninde olan divanları 7+7 yahut 8+7 duraklıdır. Ruhsatî, bu tür şiirlerde genellikle olaylara ve mistik dü­şüncelere yer vermiştir. Her ne kadar divan adını verdiğimiz bu şiirlerde veciz sözler söylemişse de Ruhsatî, asıl başarısını hece vezinli şiirlerde göstermiştir. Ruhsatî, en çok on bir heceli şiirler söylemişti. Bunu sekiz heceli şiirler takip eder.

Ruhsatî’nin dili sadedir, şiirlerinde zorlama yoktur. Hece, durak, kafiye ve rediflerde titiz davranmış; anlam bütünlüğüne dikkat ederek daha güçlü, daha kalıcı şiirler söylemiştir. Kelimeleri seçerken tesadüflere yer vermemiştir.

Ruhsatî’nin destanlar dışında kalan şiirleri, genellikle 3–5 dörtlükten oluşur.

Anlatmak istediği düşünceyi, şiirlerinde gayet ustalıkla dile getiren Ruhsatî, konuyu dinleyiciye veya okuyucuya haber vererek şiirine başlar. Aynı tavrı diğer âşıklarda da görürüz. Bunu takip eden dörtlüklerde olay, durum, duygu, düşünce, dilek dile getirilir. Âşıklar vermek istedikleri mesajlara, dörtlüklerin üçüncü ve dördüncü dizelerinde yer verirler. Asıl söylemek istediğini de son dörtlüğe saklar. Ruhsatî de bu usulü kullanmakla, diğer âşıklardan ayrı düşmez.

Şiirlerinde tasvire fazla yer veren Ruhsatî, bunda başarı sağlamıştır. Bir köy şairi olduğu için, pek çok şiirinde ağız özelliklerine bağlı kalmış, büyük yekûn tutacak kadar mahallî kelime kullanmıştır.

Halk şairleri halkın duygularına, düşüncelerine, inançlarına, dünya görüşlerine, dertlerine, isteklerine, bunalımlarına, hülasa bütün ferdi ve sosyal meselelerine tercüman olan kişilerdir. Sözleri anlamlı, özlü ve etkileyici olup aynı zamanda gerçeği ve doğruyu yansıtır.

Türk halk şiirinde işlenen konular müşterektir. Bir başka deyişle, bir aşığın şiirinde yer verdiği konuya, bir başka zaman ve bir başka yörede herhangi bir âşık da yer verebilir. Ancak zamana ve mekâna bağlı olarak konuyu ele alış tarzında ve üslupta, âşıklar arasında farklılık gözükür. Ruhsatî de bu konulara yer vermekle, müşterek bir geleneğin bir üyesi olduğunu ortaya koyar. Hemen her konuda deyişi vardır. Pek çok âşıkta rastladığımız; başta aşk, tabiat ve gurbet, öğüt, taşlama ve tenkit, mistik düşünce ve fanilik olmak üzere dert, şikâyet, dilek konularındaki şiirleri Ruhsatî’de de bulabilmekteyiz.

Ruhsatî, şiirlerinde genellikle köy hayatının özelliklerini yansıtmıştır. Duygu ve düşünce âlemi, köyde gördüğü intibalarla doludur. Bunun yanında duyduğu ve bildiği konulara da yer verdiği olmuştur. Şiirlerinin mihverini halk kültürü ve kendi intibaları oluşturur.

Türk halk şairlerinin söylediği şiirler, aitliği bakımından iki cephelidir; kendisine ait şiirler, usta malı şiirler. Âşıklar usta malı şiirleri söylerken, daha çok çevresinde iz bırakmış âşıkların veya ustasının ya da kendisinden önce yaşamış meşhur halk şairlerinin deyişlerini söylemeye dikkat eder. Öyle an gelir ki, gençliğinden beri usta malı söyleyen şair, zihnine yer eden sözleri ve kafiyeleri kendi şiirlerinde de kullanmaya başlar. Konusu, sözleri ve kafiyeleri aynı olan bu şiirlerin zamanla karmaşıklığa yol açtığı olur.

Ruhsatî’nin şiirleri incelendiğinde en çok Karacaoğlan’ın etkisinde kaldığı görülür. Bilhassa beşerî aşk konulu deyişlerinde, bu etki daha fazladır. XVII. yüzyılın güçlü temsilcilerinden Âşık Ömer ve Gevherî’nin de Ruhsatî’de etkisi görülür. Bilhassa “divan”larında Âşık Ömer’in etkisi daha belirgindir. Ayrıca Ruhsatî; Pir Sultan Abdal, Kul Himmet Üstadım, Dadaloğlu gibi âşıklarla, çağdaşı âşıklardan Dertli ve Seyranî’nin de etkisinde kalmıştır.

Kendisi de sağlığında bizzat, öldükten sonra da şiirleriyle pek çok âşığa ustalık yapmıştır. Ruhsatî’den etkilenen âşıkların başında oğlu Minhacî gelir. Öyle ki halk, çoğu zaman ikisinin şiirini birbirine karıştırır olmuştur. Her ikisinin şiiri de dil, üslup ve konu bakımından oldukça benzerlik gösterir. Ancak Minhacî’nin şiirlerinde daha yanık ve daha içli bir eda hâkimdir.

Minhacî’den başka Meslekî, Zakirî (Noksanî), Emsalî ve Tabibî gibi âşıklar da Ruhsatî’den etkilenmişlerdir. Ayrıca Bekir Kılıç, Ehramî, Gafilî, Hamza, Hitabî, İsmetî, Kelamî, Kenanî, Memiş Eroğlu, Muzaffer, Nedimî ve Zakir gibi günümüz şairlerinin âşık olmalarında Ruhsatî’nin şiirlerinin etkisi olmuştur. Bu etkilenmede asıl sebep, onların Ruhsatî’yi usta kabul etmeleridir. Sözünü ettiğimiz âşıklar, pek çok şiirlerinde Ruhsatî’nin işlediği konuları işlemişler, aynı kafiyeyi kullanmışlardır. Öyle ki zamanla adına “Ruhsatî” kolu diyeceğimiz kol ortaya çıkmıştır.

Ruhsatî’nin bugün elimizde 460’tan fazla şiiri ve “Uğru ile Kadı” adlı bir manzum hikâyesi bulunmaktadır.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

-1-

On birinde bir güzele hizmetim

Yeni açmış has bahçede gül gibi

On ikide henüz gelmiş baharı

Akar gider boz bulanık sel gibi

On üçünde ebru zülfü top durur

Aklı fikri temelinden kopturur

On dördünde yanağından öptürür

Dili şeker dudakları bal gibi

On beşinde çilesini doldurur

On altıda kendisini bildirir

On yedide maşukunu öldürür

Göz ucuyla bakar gider yel gibi

On sekizde gördüğünü şaşırmaz

On dokuzda döktüğünü döşürmez

Yiğirmide aklın derer taşırmaz

Sahip olur her yanına mal gibi

Yirmi beşte döner yüceden gider

Otuzunda dört etrafın denk eder

Otuz beşte yavaş yavaş kan gider

Kırk yaşında geçmez olur pul gibi

Kırk beşinde kızıl düşer gülüne

Ellisinde yokuş gelir yoluna

Elli beşte bak dünyanın haline

Tozar gayri sermayesiz kül gibi

Altmışında duvarlara yan gelir

Altmış beşte gözlerinden kan gelir

Yetmişinde umut etme can gelir

Tekne taşır teneşirde sal gibi

Yetmiş beşte söyler söyler usanmaz

Sekseninde her ne etse utanmaz

Seksen beşte yatar gayri uyanmaz

Ne söylersen haber vermez lal gibi

Doksanında hazır eyle bezini

Doksan beşte kimse çekmez nazını

Yüz yaşında teslim eder özünü

Ey Ruhsatî felek yine dul gibi

-2-

Ben arifim diye sürme meydana

Bir tenhada irfanına iyce bak

Âlem bu ya senden kâmil bulunur

Teraziyle dört yanına iyce bak

Bazı ahmak sözün bilmez tutulur

Nohut gibi her mancaya katılır

Kâmil meclisinde gevher satılır

Cilâ gelir imanına iyce bak

Cahil meclisinde satma güheri

Ne bilsin kadrini beyni serseri

Bir münasip söz bul kapat defteri

Mukayyet ol lisanına iyce bak

Azıcık söylersen olursun rahat

Boş durma kalbinden getir salâvat

Ki sende var ise din ü diyanet

İstikamet erkânına iyce bak

Kimisi söylerken vurur kafana

Ne kisbine fayda ne de safana

Durma savuş sarılmadan yakana

Yüze güler düşmanına iyce bak

Kimi gıybet söyler kimisi yalan

Demez ki imanım oluyor talan

Hiç bulunmaz kendi aybını bilen

Sen adam ol noksanına iyce sak

Kimi bir iftira çıkarır yoktan

Ne nâstan utanır ne korkar Hak’tan

Kimisi kendini düşürür tahttan

Açık gezen şeytanına iyce bak

Kimi zarafetle işin bitirir

Kimi ferasetle dinin yitirir

Kimi yıkar ocağını batırır

Emmi dayı gümanına iyce bak

Kimsenin aybına sen olma nazır

Cümlenin Halik’ı her yerde hazır

Belki meclisinde bulunur Hızır

Kalp gözüyle dört yanına iyce bak

Eğerki bir zalim seni döverse

Sükût eyle sakalına söverse

Baktın ayağına bir taş değerse

Sabreyleyip isyanına iyce bak

Etme bir kimseye sakın intizar

Hakkını hak eder ol Perverdigâr

Eğer bir kimseyle edersen pazar

Arşınına mizanına iyce bak

Edepli ol edebini takın ha

Cahil meclisine olma yakın ha

Zamanenin nisasından sakın ha

Kan akıtır bühtanına iyce bak

Kurtarayım dersen eğer serini

Beş vakit namaza sarf et varını

Kardeşine bile deme sırrını

Kastederler öz canına iyce bak

İpeğini kara kıla katarlar

Güherini az parayla satarlar

Sonra seni pamuk gibi atarlar

Ey Ruhsatî zamanına iyce bak

-3-

Yâ ilahî görünmezden bir devlet

Zekâtını veremezsem geri al

Helâlinden dört öküz ver Yâ Rabbi

Koşup çifte süremezsem geri al

Yoksulluğu ezberledim n’ideyim

Bari aşkın bâdesini yudayım

Biraz altun ver ki Hacc’a gideyim

Bu kavl üzre duramazsam geri al

Çok verirsin beynamaza hayına

Saldın beni züğürtlüğün yayına

Köprüler yaptıram Tecer suyuna

Kâgir bina kuramazsam geri al

Bir söz ver Yâ Rabbi göreyim şimdi

Yoksulluk elinden ciğerim yandı

Üryana bir gömlek yetime hindi

Rızan için saramazsam geri al

Ne mümkün Yâ Rabb’im yolundan sapam

Ruhsat’ın terk edip dünyaya tapam

Senin rızan için bir oda yapam

İki minder seremezsem geri al

-4-

Daha senden gayrı âşık mı yoktur

Nedir bu telaşın ey deli gönül

Hele düşün devr-i Adem’den beri

Neler gelmiş geçmiş say deli gönül

Günde bir yol duman çöker serime

Elim ermez gidem kisb ü kârime

Kendi bildiğine doğrudur deme

Gel iki adama uy deli gönül

Şu yalan dünyadan ümidini üz

İnanmazsan bak kitaba yüz be yüz

Hanen mezaristan malın bir top bez

Daha doymadıysan doy deli gönül

Baktım iki kişi mezar eşiyor

Gam kasavet geldi boydan aşıyor

Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor

Gel de bu rüyayı yoy deli gönül

Bir gün bindirirler ölüm atına

Yarın iletirler Hakk’ın katına

Topraklar susamış adam etine

Hep ağzını açmış hey deli gönül

Mevlâ’m kanat vermiş uçamıyorsun

Bu nefsin elinden kaçamıyorsun

Ruhsatî dünyadan geçemiyorsun

Topraklar başına vay deli gönül

-5-

Zenginin züğürdün vasfın edeyim

Züğürt nere varsa han da bulamaz

Zengine baklava börek çekilir

Züğürt arpa darı nan da bulamaz

Zenginin yoluna çıkarlar karşı

Aralıkta kalır züğürdün başı

Zenginler giyerler kutnu kumaşı

Züğürt bacağına don da bulamaz

Zenginin yoluna olurlar türap

Züğürt nere varsa her işi harap

Zenginler giyerler kundura çorap

Züğürt ayağına gön de bulamaz

Zenginin faytonu dağlardan aşar

Züğürt düz ovada yolundan şaşar

Zenginin helvası bal ile pişer

Züğürt herlesine un da bulamaz

Zenginin iki üç kat olur damı

Gece şule vermez züğürdün mumu

Kızılırmak gibi zenginin demi

Züğürt damarında kan da bulamaz

Zengin nere varsa ırahat olur

Züğürdün her işi kabahat olur

Zenginin kefeni dokuz kat olur

Züğürt kefenine yen de bulamaz

Ruhsat bu güftarı yazar bitirir

Züğürdün vasfını yazar bitirir

Zengin zemheri de terler oturur

Züğürt ağustosta gün de bulamaz

Hayat Ağacı dergisi 8. Sayı, 2007

PAYLAŞ