Eski Sokaklara Dâir…

0

 

ESKİ SOKAKLARA DÂİR…

Halûk Çağdaş

Pek çoğunun isimleri hâfızalardan silinen, bâzılarınınki de belki bir amaca mâtûfen silindirilen eski sokakları hatırladıkça, şehir kültürünün ve onun oluşturduğu yaşam tarzının zaman içinde nasıl unutulmaya terk edildiğini düşünüyorum. Çok değil, yaklaşık yarım asır öncesinin, neredeyse bir büyük mahalle veyâ semt mesâbesinde olan ünlü sokakları, şu ya da bu nedenle eski özelliğini kaybetti. Yağcı Sokağı, Sünnetçi Sokağı, Afyon Sokağı, Kilise Sokağı, Kayırcık Sokağı, Daracık Sokak, Hasanlı Sokak, Sulu Sokak, Kuru Sokak, Uzunyol, Höllüklük ve şehrin yegâne ana arterini teşkil eden ve eski Bağdat Cadde-i Kebîri’ni (bugünkü Atatürk Caddesi) Ankara yoluna bağlayan Taşlı Sokak… “Sokak” kelimesi, Arapça kökenli bir isim olan “zukâk”ın galat-ı meşhûrudur.

Ünlü sokakların hemen hepsinin ayrı bir ehemmiyeti, târihsel geçmişi, ünlüleri, delileri, güzelleri, sarhoşları ve mâzîye şahâdet edercesine ayakta kalmaya direnen mahzûn konakları ile hâtırâlarda iz bırakan yaşanmışlıkları vardır. Orhan Pamuk; bir gazete söyleşisinde, “sokakları okumak, bir şehri okumaktır.” diyordu.1 Sevgili editörüm de, “bir şehre dâir yazmak, diğer şehirler üzerine de yazmak demektir biraz.” diyerek, konuya değişik bir açıdan yaklaşıyordu.2

Aslında, her birinin hikâyesi yazılsa sezâdır. Ancak, biz ol hikâyeti âtîye bırakıp, şimdilik bu eski sokaklardan bir kaçında kısa bir seyirle yetinelim..

 ESKİDEN ŞİMDİYE…

Seksen yıl öncesinin yine bir gazete haberinde; Sivas’taki umrân faaliyetinden bahsedilmiş.3 Mâlûm; “umrân” kelîmesi, mânâ îtibâriyle “bayındırlık” demek. Söz konusu haberde; şehrin çamuruyla mücâdele için herkesin seferber olduğu, bu meyanda sokaklara parke taşlar döşenmek sûretiyle çamurun önüne geçilebileceği ve Nalbantlarbaşı Caddesi’nin bu çalışmanın bir örneğini teşkîl ettiği anlatılmış. Bir başka gazete haberinde ise; Şehir Meclisi’nin almış olduğu bir karardan bahisle; Atatürk, İstasyon ve Niksar Caddeleri ile Nalbantlarbaşı, Dikilitaş ve Mahkeme Çarşısı’ndaki ahırların “…men edildiği” duyurulmuş.4

Özellikle yerel gazetelerde, bu ve benzeri haberlere sıkça tesâdüf etmekteyiz. Modern anlamda “kentleşme”ye yönelik bu tür yapılaşma ve berâberinde getirdiği dönüşümün; elbette şehrin çehresini değiştirdiği, inkâr edilemez bir gerçek ise de, ortak yaşantımızın (buna geniş anlamda “kültürümüzün” de diyebiliriz) izlerini silip götürdüğü de maâlesef ayrı bir gerçektir. Mânevî yönden, olsa olsa bir “zevk-i tahattur”un ötesinde geriye fazlaca bir şey bırakmayan bu değişim veyâ dönüşümden (adına ne dersek diyelim) en fazla etkilenen varlığın, bu eski sokaklar olduğu da âşikârdır.  Değişime, dönüşüme ve çağdaş görünüme, tek kelime ile yenileşmeye îtirâzın bir kıymet-i harbiyesi yoktur da, örnek kabîlinden de olsa, mâzîyi bu güne taşıyacak kimi varlıkların muhâfazasını istemek hakkı elbette vardır. Senelerdir görmeyi arzuladığım bir Anadolu şehrini hasbel-kader ziyâretim esnâsında, gözüme kestirdiğim birkaç kişiye, şehrin kadim sokaklarını sorduğumda, aldığım cevaplar, sanki eski bir dîvân şâirinin bir mısrâını hâtırlatıvermişti bana: Evet, “yoktu bu şehr içinde (benim) vasfettiğim…” mekânlar… Sonra da kendi kendime hayıflanmıştım; geçmişi bugüne taşımaya medâr olacak birkaç târihî mekânın aynıyla korumaya alınması, bunca zor bir iş miydi acaba?..

 ÇARŞI SOKAKLARINDAN…

Bugünkü Arı Sitesi’nin bulunduğu yere isâbet eden ve oldukça geniş bir mesâhâya sâhip olan Gregorian Kilisesi’nin ortadan kaldırılışı, yâni eski dille hedmi, türlü rivâyete konu olmuştur ki, hâlâ da söylenir durur. Kilisenin karşısına düşen eski postahâne ve telgrafhânenin (ki binâ, sonraları askerî mahkeme olarak da kullanılmıştır), önünden Hoca İmam Câmii’ne kadar uzanıp Mahkeme Çarşısı’na bağlanan Kilise Sokağı, Çarşı’nın ünlü sokaklarındandır. Ellili yıllarda, eski bir maarif vekilinin soyadına izâfeten ve zaman içindeki gelişimi de dikkate alınarak, “Sirer Caddesi” olarak isimlendirilen sokağın iniş istikâmetine göre sol cenâhı, Taşhan’a kadar “Belediye Parkı” olarak bilinen yeşil alandır. Yazı konusu fotoğraflardan birisi, bu parkı ve bahse konu sokağın o günkü hâlini gâyet net bir şekilde yansıtmaktadır. Parkın îmâra açılması, 1940’lı yıllardan sonraya rastlar. O târihlerde birkaç büyük bankanın şimdiki yerlerine geçmesinden sonra, Kilise Sokağı ile Çarşı Caddesi’ni biribirine bağlayan Bankalar Caddesi’ni dik kesen paralel sokaklar, sırayla birinci, ikinci, üçüncü park sokaklar olarak faaliyete geçmiştir. “Park” isminin Belediye Parkı’na izâfeten verildiği ve kısa zamanda bu sokakların, kent ekonomisinde bir hayli önemi olan işyerlerine sâhip olduğu herkesin mâlûmudur. Eskiden Birinci Park Sokak, halk arasında “meyhânecilerin içi” olarak da târif edilirmiş.

Çarşı’nın ünlü sokaklarından biri de; eski özelliğini kaybetmekle birlikte, hâlâ varlığını sürdürmekte olan Afyon Sokağı’dır. Bu sokağın Çarşı’ya bağlanan sol köşesinde, Şevket Çubukçu’nun ünlü Şifâ Eczâhânesi vardı. Şehrin ikinci eczâhânesi olarak, 1927 yılında eski belediye binâsının altında faaliyete başlayan bu târihî mekânın, 1950 yılında bu sokağa taşındığını biliyoruz. Afyon Sokağı, dönemin tanınmış iş merkezlerini barındırması nedeniyle, halkın ilgi duyduğu uğrak yerlerinden sayılır. Şehir Oteli, Işık Kahvesi, Kel Osman’ın Lokantası, Recep Ersin’in Sebat Fotoğrafhânesi, Gümüşçü Turan Çaycı, Boğos ve Manuk Ustaların dükkanları ile meşhûr Şark Garajı, kırklı-ellili yılların bu sokakta bulunan iş yerlerinden bâzılarıdır. Eski Orta Mektep’e kadar uzanan, parke taşlı bu sokağın en önemli ve gününe göre oldukça modern sayılabilecek bir iş yeri de, Ekrem Adar’ın oto tâmirhânesidir. Otomotiv sanâyiinin henüz gelişmediği ve şehir merkezinde neredeyse bir elin parmakları sayısınca mevcud bulunan motorlu araçların bakım ve onarım merkezi olan bu işyerinin, aynı zamanda sâhibinin ciddî ve titiz yönetimi sâyesinde hazâkatlı ustaların yetiştiği bir mektep olduğu söylenir.

Eski Çarşı’nın, esâsen dar mânâsıyla hepsi ayrı bir çarşı hüviyetinde olan sokakları da vardır ki; bunlar, ya “Bezzazlar 1.Sokak” şeklinde numaralandırılmış hâliyle bilinir ya da, aynı meslek erbâbının bir arada icrâ-yı faaliyette bulunması hasebiyle, “Tuzcular İçi”, “Bakırcılar İçi”, “Attarlar İçi” gibi isimlerle söylenirlerdi. Bezzazlar, sarraflar, çaputçular, bıçakçılar, tıktıkçılar, yemeniciler, çarıkçılar gibi her biri değişik bir iş türüne mensup ustalar da bulundukları sokağın alâmet-i fârikasını oluştururlardı. Ahîlik geleneğinin büyük bir hassâsiyetle vücud verdiği klâsik esnaf terbiyesi ve ticâret ahlâkı, bu çarşılı sokakların âdetâ her taşına sinmiş bir hayâtiyet iksîri kıymetini hâizdi.

 PROTOKOL SOKAĞI

Kimi cadde ve sokaklar vardır ki, hangi isim veyâ sıfatla tanıtılmaya çalışılırsa çalışılsın, halk beyninde o isim ya da sıfatın benimsenmesi ve dillendirilmesi mümkün olmaz. Bir değil, hattâ birkaç kez şu ya da bu nedenle isim değişikliğine uğrayıp da, aslını kaybetmeyen cadde ve sokaklar biliriz. Resmiyette hangi isimle anılırsa anılsın, halk muhayyilesi onu eski hâliyle kabûl etmiştir bir kez, başka türlü tesmiyesini kabullenemez. Siz ne derseniz deyin; “Uzunyol” Uzunyol’dur, “Höllüklük” Höllüklük’tür, “Câmî Sokağı” Câmî Sokağı’dır, “Sulu Sokak” Sulu Sokak’tır. Resmî söylemlerin hâricinde içimizden kaç kişi İstasyon Caddesi’ni “İnönü Bulvarı” diye anıyor acaba? Eğer bir yerin ismi durduk yere değiştiriliyorsa; bilinsin ki, konulan o yeni isim de günü geldiğinde değiştirilmeye mahkûmdur.

İşte bu hatâlı uygulamadan nasîbini alan târihî sokaklarımızdan birisi de, “Taşlı Sokak”tır ve zaman içinde gâh “Kurtcebe Noyan”, gâh “Orduevi”, gâh “Lise Sokağı” gibi resmiyet kokan isimler alsa da o, Sivaslıların meşhûr Taşlı Sokağı’dır. Genç kuşaklar kadar, yıllardır bu şehrin hayâtına karışmış olan çoğu orta, hattâ ihtiyar yaşta diyebileceğimiz yerliler dahi, bu târihî sokağın geçmişini pek bilmezler. Eski Kayseri Kapısı civârından başlayıp Hükûmet Meydanı’na, daha içten bir söyleyişle Sarayın Önü’ne ulaşan bu sokağın, 1930’lara kadar şehrin en önemli geçiş yolu olduğu gerçeğinden habersizdirler. Gâzî Mustafa Kemâl Paşa’nın sonbahar seyahatleri cümlesinde ve 1924 yılında eşi Lâtife Hanım ile birlikte şehre vâsıl olduklarında, bu sokağın başlangıcında durdurulup, bindikleri faytonun atlarının çözüldüğü ve şehir eşrâfından bâzı önemli şahsiyetlerin arabaya koşularak o günün coşkusu içinde Sultânî Binâsı’nın buraya açılan Taç Kapısı’nın önüne kadar çektikleri rivâyet değil, aynıyla vâkîdir. 1930 yılında, demiryolu hattının Sivas’a gelmesi münâsebetiyle tren garının şehir merkezine bağlantısını sağlamak için açılan İstasyon Caddesi’nin faaliyete geçmesiyle birlikte, bu ünlü sokağın câzibesi artık kalmamıştır. İlâveten, Lise nizâmiyesinin yeni açılan bu caddeye göre tanziminden sonra, protokol yolu olma vasfını da yitirmiştir.

DARACIK SOKAK’TA…

 Halk türküsüne bakılırsa, yâre kavuşma yeridir sokaklar. Bir tespite göre de; merkeze nisbeten mesâfeli olan bu kenar mahalle sokaklarıdır, asıl sokak olgusunu yansıtan. Daha sarih bir ifâde ile; mîmârî endîşelerden uzak, estetik ölçülerden âzâde ve tabiî dokusunu koruma husûsunda  teâmülî kurallara bağlı kapalı bir hayat tarzının sergilendiği yerlerdir bu yerler. Şâir’in;

“Keşf ü re’yimce düzelmez o çıkıntı bil-farz

 Olsa ger tesviye-i sathına âlem me’mûr..”5

diye dile getirdiği ironiyi hatırlatan bir sokak bilirim eski Kaleboynu’nda. Eğri büğrü, çarpık ve gelişigüzel yapılmış kerpiç duvarlı evlerin bir dokunuversen uçacakmış hissi veren ilkel görünümleri, herhangi bir ortaçağ resmini hayâl ettirircesine hâfızamda, çoğu hâne sâhibinin ismi de ezberimdedir. Muhtar Kara Şükrü (Kadir Üredi’nin babası), Hamal Ahmet, Eskici Şemşet, Cımbız Hikmet, Çomuların Rıfat, Kebapçı Haco, Köfteci Pepe Duran, Çadırcı Memoş, Palabıyık Nuri, Berber Hacı v.s.

Bu sokağın yaşlı kadınlarının kapı önlerinde ve özellikle akşam üstlerinde taş eşiğin etrâfında kümelenip daldıkları muhabbet, artık târih olmuş bir alışkanlığın soluk izdüşümleri olarak kalakaldı. Başörtülerini ânî bir refleksle yüzlerine indirmeleri, önlerinden geçen erkeklere saygının doğal bir tezâhürü müydü, yoksa geleneksel bir davranış ritüelinin vazgeçilmez gereği miydi, bilinmez. Onlara göre günbatımı, “yerlerle göklerin mühürlenmesi”ydi ve onların eşiklerden çekilmesi, mahalle sarhoşlarının da birer ikişer arz-ı endâm etme vakitlerine denk düşerdi. Kapı muhâverelerinin bence en dikkat çekici yanı, mevzûlardan ziyâde, mahallî şîvenin en saf, en samîmî ve de en “yerli” şekildeki tasarrufu idi. Şunu da eklemek gerekir ki; ihtiyatlı sokak sâkinleri için, onların ukde-i tezvîrine düşmemek, asla sarf-ı nazar edilmemesi gereken bir mecbûriyetti.

Bir de Mehmetpaşa Mahallesi’nin (ki, aslı kadim Çavuşbaşı’dır) ünlü Câmî Sokağı’nı zikretmek isterim. İsmini, birkaç asırlık geçmişi olan Sarı-zâde Mehmet Paşa Câmîi’nden alan bu tesviyeye muhtaç sokağın sekenesini benim çocukluk yıllarımda daha ziyâde arabacı ve faytoncu esnâfı teşkil ederdi. Sinek meşheri ahırları, uluorta atılan sarhoş nâraları ve son güveyi alayları ile bitip tükenmek bilmeyen sokak kavgalarının hâfızama yansıyan görüntü kareleri hâlâ canlılığını korumaktadır. Rahmetli annemin, bu sokağın iflâh olmaz haylazlarını yola getirmek için yıllarca Eyyûb sabrı ile verdiği sarf-ı mesâîyi dâimâ hüzünle hatırlarım. Eski Kızılırmak İlkokulu’nun sıraları bir dile gelse… Adıslıoğulları, Eyinlioğulları, Kantarlar, Korçinler, Yarıcılar, Baskınlar bu sokağın abâ-en cedd yerlileridir. Çürük Hüseyin Emmi, Telcinin oğlu, Lelle Bekir, Çolak Hakkı, Fostik, Faytoncu Şükrü, Arabacı Necmeddin, Şipilik Şemşi, Yedi Belâ ve Top Sakallı Hacı Dayı ise, akla ilk gelen ve hemen hepsi rahmete kavuşmuş olan ünlü sîmâlarıdır.

SON SÖZ YERİNE

Bir şehrin sokaklarını anlatmak, geniş hacimli yazılara şâyestedir. O dar sokaklar, aslında birkaç örnekle ifâde ve tasvîr edilemeyecek kadar geniştir. Ancak girizgâh bâbından bir değini oldu bu yazı. Yoksa daha cinâyetleri anlatılmadı o sokakların, sarhoşları anılmadı, güzelleri zikredilmedi, hâsılı henüz yazılmadı aşkları ve âşıkları o sokakların.

Uzunyol sâkindi eskiden, kuş kanadını ırgalamazdı, Hasanlı Sokak’ın nihâyetindeki sarı boyalı konakta sazlar çalınırdı, bir çamur deryâsıydı Kayırcık Sokak, sevdâlı gençler yürürdü Lojman Sokaklarında ve rengârenk çiçeklerle bezenirdi bir zaman Bezirci Sokakları… Oralardaki evlerden birinde terk etmişti dünyâmızı İsmail Safâ Bey, ne şiirler yazmışlardı o sokaklarda; Tecer’ler, Dağlarca’lar, Külebi’ler…

Anlaşılan çok şey var daha anlatılıp yazılacak, eski sokaklara dâir…

DİPNOTLAR

1.“Hürriyet” Gazetesi / Pazar Eki, 18 Ağustos 2013.

2.Tekin ŞENER, (Şehir İklîmi için “Takdîm”.)

3.“Yeni Gün” Gazetesi, 1 Mart 1931.

4.“Sivas” Gazetesi, 15 Mayıs 1937.

5.Ahmet Râsim Bey’in, Kel Hasan’ın Kumpanyası’nda oynayan komiklerden Kambur Mehmet için yazmış olduğu hicviyyeden..

 Hayat Ağacı dergisi 24. Sayı, 2014

PAYLAŞ