Dânişmend Gümüştegin Ahmed Gazi’nin Hayatı ve Mücadeleleri

0

 

DÂNİŞMEND GÜMÜŞTEGİN AHMED GAZİ’NİN HAYATI VE MÜCADELELERİ

Muharrem Kesik*

DÂNİŞMEND GAZİ KİMDİR?

 

Dânişmend Gazi’nin hayatı hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Kaynaklarda adı Melik-i Muazzam Dânişmend Ahmed Gazi (Taylu) b. Ali et-Türkmânî olarak geçmekte olup etnik menşei hakkında farklı görüşler ileri sürülmektedir. Fetih menkıbelerinden oluşan ve tarihî kaynak olmaktan ziyade destânî bir roman özelliği gösteren Dânişmendnâme’de Malatya Emîri Ömer’in kızıyla evlenen Ali b. Mızrab’ın oğlu olarak dünyaya geldiği ve asıl adının Ahmed olduğu, Battal Gazi’nin torunu Sultan Turasan ile arkadaşlık ettiği, ondan gündüzleri savaşçılık öğrendiği, geceleri de dinî ilimler tahsil ederek âlimlik mertebesine ulaştığı ve bundan dolayı da kendisine “Dânişmend” denildiği ifade edilmektedir.

Ortaçağ’ın en güvenilir tarihçilerinden İbnü’l- Esîr (1), Dânişmend’in asıl adının Taylu olduğunu, Türkmenlere öğretmenlik yaptığı ve zamanla hükümdarlığa kadar yükseldiğini; İbn Bîbî (2), Dânişmendli hânedânı hakkındaki rivâyetlerin çelişkili olduğunu; Aksarayî (3), Dânişmend’in Malazgirt Zaferi’nden sonra Niksar, Tokat, Sivas, Elbistan ve civarını ele geçirdiğini; Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî (4) de onun Malazgirt Savaşı’na katılan ve zaferin kazanılmasında önemli rol oynayan kumandanlardan biri olduğunu söyler. Diğer Farsça eserlerde de Malazgirt Zaferi’nden sonra Kayseri, Tokat, Sivas, Amasya ve Niksar’ın Dânişmend Gazi’ye tahsis edildiği, onun bu bölgeyi fethederek oraya yerleştiği belirtilmektedir. Birinci Haçlı Seferi hakkında bilgi veren kaynaklar Dânişmend Gazi’den “Türk Hükümdarı Donimannus” ve “Kudretli Türk Emîri Dânişmend” diye söz ederek Dânişmendlilerin Türk asıllı bir hanedan olduğunu ortaya koymaktadırlar. Ermenice nüshada ise (5), “Alp Arslan zamanında Danışman adlı bir emîr, Türklerin arasından çıkıp Kapadokya memleketine geldi; Sivas ve Kayseri’yi zapt edip memlekette hâkimiyet kurdu; Danışman hânedânının başlangıcı böyle oldu” diyerek onun Türk asıllı bir emîr olduğunu ifade etmektedir. İbn Hamdûn (6) ile İzzeddîn İbn Şeddâd (7), İbn Şıhne (8) ise Dânişmend Gazi’nin Türkiye Selçuklularının ilk hükümdarı Süleyman Şâh’ın dayısı olduğunu söylerler.

Bugün artık onun Türk aslından geldiği konusunda herhangi bir şüphe kalmamışsa da onun ismi ya da isimleri ve hangi tarihler arasında hüküm sürdüğü konularındaki tartışmalar ve ihtilaflar bu dönem üzerinde çalışma yapan tarihçiler arasında Dânişmed Gazi, Ahmed Gazi ve Gümüştegin Gazi’nin kim ya da kimler olduğu meselesi sürüp gitmektedir. Aslında Dânişmendliler alanında bugüne kadar en önemli çalışmalardan birini yapan ve bu konuya son derece vâkıf olan meşhur Selçuklu tarihçisi Prof. Osman Turan, 1971 yılında yayımlanan, önemli eserlerinden “Selçuklular Zamanında Türkiye” adlı çalışmasında bu soruna çözüm getirmiştir. Turan’a göre (9) ; Dânişmend adı bir lâkaptan ibaret olup isim değildir. Ahmed Gazi ve Gümüştegin Gazi aynı kişilerdir. Çünkü Türkler İslâmiyet’i kabul ettikten sonra bu dinin etkisiyle İslâmî isimler almaya başladılar, ancak Türk adlarını da terk etmediler. Her iki ismi birlikte kullandılar. Bunun örnekleri oldukça fazladır. Mesela, Selçuk Bey’in büyük oğlu Arslan Yabgu’nun İslâmî adı İsrâil’dir. Selçuk Bey’in torunlarından ve Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucularından olan Çağrı Bey’in İslâmî adı Dâvud’dur. Onun oğlu ünlü Selçuklu Hükümdarı Alp Arslan’ın İslâmî adı Muhammed’dir. İşte bu örneklerde olduğu gibi Dânişmend Gazi’nin de Türk adı “Gümüştegin”, İslâmî adı da “Ahmed”dir. O halde Gümüştegin, Dânişmend Gazi’nin oğlu değil bizzat kendisidir.  İbnü’l-Esîr’in kaydettiği (10)  Taylu ise Gümüştegin Ahmed Gazi’nin babasının Türk adıdır. Dânişmendnâme’de kaydedilen “Ali” de Gümüştegin Ahmed Gazi’nin babasının İslâmî adıdır. Yani bir isim olmadığını söylediğimiz “Dânişmend” lâkabını Gümüştegin Ahmed Gazi’nin babası Taylu Ali de taşımaktadır.  Dânişmendliler tarihinin daha sonraki olay ve kaynak kayıtlarını da dikkate alarak söyleyebiliriz ki, buradan bu ailenin “Dânişmend” lâkabıyla meşhur olup bu adla anıla geldiği anlaşılıyor. Arapça kaynaklardaki İbn Dânişmend (Dânişmendoğlu) ifadesi de yerini tam olarak bulmaktadır. Kaynaklar hükümdarların isimlerinden çok ailenin adını zikretmişler, yani bu hanedan Gümüştegin Ahmed Gazi’nin babasının lâkabından dolayı Dânişmend ya da Dânişmendoğulları olarak anılmıştır.

Dânişmendliler Beyliği’nin kurucusu ve ilk hükümdarı “Dânişmend” lâkaplı Gümüştegin Ahmed Gazi’dir. Haçlılarla mücadele eden, Malatya’yı fetheden, Bohemund’u yakalayıp sonra da fidye karşılığı serbest bırakan ve Sultan I. Kılıç Arslan ile savaştıktan sonra 1104 yılında vefat eden Dânişmendli hükümdarı Dânişmend Taylu Ali’nin oğlu Dânişmend Gümüştegin Ahmed Gazi’dir.

Dânişmendlilere âit olup Niksar’da bulunan Yağıbasan Medresesi kitâbesinde (11)  Dânişmendli Hükümdarı Yağıbasan’ın kendi adıyla birlikte baba ve dede adı “el-Melikü’l-Âdil Nizâmü’d-dünyâ ve’d- dîn ebû’l-Muzaffer Yağıbasan b. Melik Gazi b. Melik Dânişmend Gazi” olarak sıralanıyor.  Görüldüğü gibi bu kitâbe herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak kadar açık bir şekilde meseleye ışık tutmaktadır. Kitâbeden kesin olarak 1142-1164 yılları arasında Dânişmendli hükümdarı olan Yağıbasan’ın babasının adının Melik Gazi (Emîr Gazi), dedesinin adının da Melik Dânişmend olduğu ortaya çıkmaktadır.

Kaynaklardaki bilgilerden anlaşıldığına göre Azerbaycan’da Arrân ve civarında yaşayan bir Türkmen ailesine mensup olan Dânişmend Gazi, hem Türkmenlere muallimlik yapıyor hem de Türkmen emîrleriyle beraber kafirlere karşı cihad ediyordu. Sultan Alp Arslan’ın 1064 yılında çıktığı Kafkasya seferi sırasında diğer Türkmen beyleriyle ordugâha giderek Selçuklu ordusuna yol gösterdi. Bu tarihten itibaren Sultan Alp Arslan’ın hizmetine girdi. Bilgeliği, cesareti, yiğitliğiyle onun dikkatini çekti ve en güvenilir emîrleri arasına girdi. Malazgirt Savaşı’na da katılarak zaferin kazanılmasında tavsiyeleriyle manevî bakımdan önemli rol oynadı. Nitekim Sultan Alp Arslan barış teklifinin Bizans İmparatoru Romanos Diogenes tarafından reddedilmesi üzerine Artuk, Saltuk, Mengücük, Dânişmend, Çavlı ve Çavuldur adlı emîrleriyle yüksek bir yerden Bizans ordugâhını gözetledikten sonra savaşla ilgili olarak onların görüşlerini sormuş, bunun üzerine Dânişmend: “Bugün çarşambadır, saadetle geri dönelim. Bugün ve yarını silahlarımızı hazırlamakla geçirelim. Elbiselerimizi temizleyip zemzemle yıkanmış kefenlerimizi hazırlayalım. Cuma günü hatiplerin minberlerde ‘Ya Rabbi, İslâm ordularını mansûr ve muzaffer eyle!’ diye duâ ettikleri zaman, samimiyetle tekbîr getirip kâfirlerin üzerine saldıralım; eğer şehitlik saadetine erişirsek, ‘(Bu) ne güzel mükâfat’(12)  ve eğer gâlip ve muzaffer olursak, ‘Bu ne büyük başarıdır’”(13). Bu veciz sözlerden sonra bütün beyler, Dânişmend’in fikrini beğenip geri döndüler. Kararlaştırılan zaman gelince tekbir getirip düşmanın üzerine saldırarak gâlip geldiler(14).

Sultan Alp Arslan savaşa katılan emîrlerinden Anadolu’da fetihlerde bulunmalarını istemiş ve fethedecekleri yerlerin kendilerine ikta edileceğini bildirmişti. Zaferin ardından fetihlere girişen beyler, Anadolu’nun muhtelif şehirlerini fethederek buralarda kendi adlarıyla anılan beylikler kurmuşlardı. Bunlar arasında Dânişmend Ahmed Gazi de bulunmakta idi. XII. yüzyıl müelliflerinden Zâhirüddîn Nîşâbûrî (15), Malazgirt Zaferi’nin ardından Sultan Alp Arslan’ın Erzurum ve civarını Saltuk Bey’e; Mardin ve Harput yörelerini Artuk Bey’e; Erzincan, Kemah ve Şebinkarahisar’ı Mengücük Gazi’ye; Maraş ve civarını Emîr Çavuldur’a; Sivas, Tokat, Amasya ve Kayseri’yi de Dânişmend Gazi’ye iktâ ettiğini söyler.

Dânişmend Ahmed Gazi Malazgirt Zaferi’nden sonra Sivas’a geldiğinde şehri harap halde bulmuştu. Çünkü imparator Malazgirt Seferi sırasında burayı tahrip etmişti. Dânişmend Gazi fazla bir mukavemetle karşılaşmadan Sivas’a girdi ve Dânişmendli hanedanını kurdu (1071). Daha sonra Sivas’ı bir üs olarak kullanarak Çavuldur, Tursan (Turasan), Kara Doğan, Osmancık, İltegin ve Kara Tegin adlı emîrleriyle Amasya, Tokat, Niksar, Kayseri, Zamantı, Elbistan, Develi ve Çorum’u zapt ederek Dânişmendli topraklarına kattı (16).

1101 YILI HAÇLI SEFERLERİ VE DÂNİŞMEND GÜMÜŞTEGİN AHMED GAZİ

1096 yılında Avrupalı Hıristiyan topluluklarının gerçekleştirdiği Birinci Haçlı Seferi’nin başarıya ulaşması nedeniyle ve aynı zamanda Doğu’da kurulan Haçlı devletçiklerinin idarecilerinin sürekli Avrupa’dan yardım istemeleri ve yine ilk haçlı seferine katılıp geri dönen kimselerin Doğu’daki zenginlikleri anlatmaları gibi nedenlerle Avrupa Hıristiyan Dünyası Papa’nın teşvikleriyle yeni ordular hazırlayarak bunları Anadolu üzerinden Doğu’ya göndermeyi kararlaştırdılar (17).

1101 Yılı Haçlı Seferleri’nin birleşik birinci ordusu Dânişmendli başkentine doğru harekete hazırlanırken Dânişmend Gazi de Haçlıların hareketinden zamanında haberdar olmuş ve Artukluların Mardin, Meyyâfârıkîn (Silvan), Âmid (Diyarbakır) ve Harput beyleri ile Mengüceklilerden Erzincan ve Divriği meliklerine birer haberci gönderip “Büyük bir düşman Müslümanların üzerine gelmektedir. Eğer hep birlikte yardıma gelmezseniz, bu fitne uzaklaştırılamadığı gibi artar. İslâm’a büyük zarar ve ziyan verir. Bu zarar ve ziyan her tarafa yayılır.”diyerek onları Anadolu’ya doğru gelmekte olan düşmana karşı uyardı (18).

Dânişmend Gazi aynı zamanda Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan’a da haberci gönderip onu bu durumdan haberdar ederek Haçlılara karşı birlikte hareket etmeyi teklif ediyordu. Türkiye Selçuklu sultanını ikna edebilmek için ona çeşitli vaatlerde bulunduğunu görmekteyiz: Aksarayî’nin kaydına göre (19); Dânişmend Gazi Yüce Tanrı’nın kendine zafer bahşetmesi halinde yardımlarının karşılığında ona ganimetin beşte birinden başka 100 bin dinar (altın para) ödeyeceğini ve ayrıca Elbistan’la birlikte kızını ona vereceğini vaad ediyordu. Dânişmend Gazi’nin Sultan I. Kılıç Arslan’ın desteğini çok önemsediği anlaşılıyor. Haçlıların çok kalabalık olması nedeniyle I. Kılıç Arslan’ın yardımı önemli idi. Dânişmend Gazi Suriye ve Horasan’daki tüm Türk hükümdar ve beyleri de durumdan haberdar ederek yardıma gelmelerini istemişti. Sultan I. Kılıç Arslan Dânişmend Gazi’nin çağrısına olumlu cevap verdi. Sonra da bu ittifaka Harran Emîri Karaca dâhil oldu. Demirkent (20), Haçlılara karşı yardım çağrısını yapanın Sultan I. Kılıç Arslan olduğunu belirtir. Haçlılar 5 Ağustos sabahı Türklere saldırdılar. Sultan I. Kılıç Arslan, Dânişmendli Gümüştegin Ahmed Gazi, Artuklu Belek Gazi ve Harran Emîri Karaca Bey’in idaresi altındaki Türk ordusuna sayıca kalabalık olmalarına rağmen yenildiler.

1101 Yılı Haçlı Seferi’nin ikinci ordusu Konya’ya ulaşıncaya kadar aralıksız olarak Türklerin hücumuna uğradı. Konya’ya gelen Haçlılar şehrin çok sağlam surlara sahip olduğunu ve kuvvetli bir Türk garnizonunca korunduğunu gördüler. Ancak buna rağmen yine de surlara saldırdılar.  Ağustos ayında cereyan eden şiddetli savaşta Türkler karşısında yenilgiye uğrayarak kaçmaya başladılar. 1101 Yılı Haçlı Ordularının üçüncüsü ise haziran ayı başında İstanbul’a ulaştı.  Haçlı ordusu İzmit-İznik üzerinden Konya yolunu tuttu. Selçuklu topraklarına girildikten sonra yiyecek ve su bulmak mümkün olmuyordu, çünkü onların gelişini zamanında haber alan Türkler bütün su kaynaklarını kullanılmaz hale getirmişlerdi. 5 Eylül günü (21) Ereğli’ye ulaşan Haçlı ordusu Türklerin hücumuna uğradı. Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan, Dânişmendli Hükümdarı Gümüştegin Ahmed Gazi, Harran Emîri Karaca ve kaynaklarda adı Agimith olarak geçen bir Türk beyinin idaresi altındaki birleşik Türk ordusu saatlerce süren çetin mücadelenin ardından Haçlıların büyük bir bölümünü imha etti. Kalanlar da savaş meydanından hızla kaçmaya başladı.

Türkler 1101 yılı içinde Anadolu’ya gelen üç büyük Haçlı ordusuna karşı büyük bir mücadele vermiş, 1097’de uğranılan başarısızlığın aksine yapılan mücadelelerden zaferle çıkmışlar, Anadolu’daki Türk beyleri düşmana karşı milli birlik ve beraberlik şuuru içinde hareket ederek kendilerinden sayıca çok üstün bu üç orduyu da bozguna uğratmasını bilmişlerdir. Yapılan mücadele Anadolu’nun Türk yurdu olarak kalmasını sağlayan önemli mücadelelerden biridir. Türk beyleri üç orduyu da imha etmeyi başardılar. Burada uğranılabilecek bir mağlubiyet Orta Anadolu’nun, Dânişmendli yurdunun, Türkiye Selçuklu Devleti başkenti Konya’nın kaybedilmesine neden olabilirdi. Yani 1097’deki I. Haçlı Seferi’nin bir devamı niteliğinde olan 1101 Yılı Haçlı Orduları ile yapılan mücadele Dânişmend Gazi ve Kılıç Arslan için Anadolu’da var olma mücadelesiydi.

DÂNİŞMEND GÜMÜŞTEGİN AHMED GAZİ’NİN MALATYA’YI FETHİ

Dânişmend Gümüştegin Gazi, 1101 yılında Anadolu’ya giren Haçlı Ordularına karşı Sultan I. Kılıç Arslan ile birlikte başarıyla karşı koyup bu tehlikeyi savuşturduktan sonra Malatya’yı muhasara etti. Malatya halkına karşı daha merhametsizce davranan Gabriel’in zulmü dayanılmaz hale geldiğinden iki asker, şehri Dânişmendlilere teslim ettiler ve Gümüştegin Gazi de 18 Eylül 1102 (22) Çarşamba günü Malatya’ya girdi.

Sultan Kılıç Arslan ve Gümüştegin Gazi tarafından art arda düzenlenen kuşatmalar ve Ermeni hâkimi Gabriel’in kötü idaresi sonucu büyük ızdıraplar çeken, açlık ve yokluğun pençesinde kıvranan Malatya halkı, şehrin Gümüştegin Gazi’nin eline geçmesi sonucu rahat bir nefes alabildi. Gümüştegin Ahmed Gazi’nin emri uyarınca, askerler şehre girince halka dokunmadılar, sadece şehirde değerli gördükleri şeylere el koydular (23).

Dânişmend Gümüştegin Gazi, halka gayet iyi davrandı ve onların evlerine dönmelerini sağladı. Sonra kendi ülkesinden gıda maddeleri, tohumluk bitki, damızlık hayvan ve Malatya halkı için gerekli olan diğer şeyleri getirterek halka dağıttı (24).  Zindanlarda mahkûm olarak tutulan kimseleri serbest bıraktı ve onlara topraklarını geri verdi.

Fakat iki Türk hükümdarı; Dânişmend Gazi ve Sultan I. Kılıç Arslan’ın arası açıldı. Aksarayî (25) bu mücadelenin sebebini şöyle anlatıyor: 1101 Yılı Haçlı Ordularına karşı girişilen mücadelelerden önce Dânişmend Gazi’nin Sultan I. Kılıç Arslan’a Haçlıların mağlup edilerek Anadolu’dan uzaklaştırılması halinde yerine getireceğini taahhüt ettiği sözleri tutmaması Sultan Kılıç Arslan’ı kızdırdı.  Sultan I. Kılıç Arslan kendisine yollanan 100.000 dirhemi Dânişmend Gazi’ye geri göndererek, “Benim onun dirhemine ya da dinarına ihtiyacım yok. Ben para için değil İslâm’ı korumak için yardım ettim” diyerek kırgınlığını dile getirmiş ve bu olaydan sonra Sultan Kılıç Arslan,  Dânişmend Gazi’ye saldırmak için sürekli fırsat kollamaya başlamıştı. Dânişmend Gazi’nin hasta olduğunu duyunca Elbistan ve Zıbatra’yı zapt ederek Malatya üzerine yürüdü. Dânişmend Gazi sağlığına kavuşunca onun üzerine yürüdü. Sultan Kılıç Arslan, Dânişmend Gazi’ye karşı koyamayacağını anladığından derhal geri çekildi(26). Daha sonra Maraş yakınlarında Sultan I. Kılıç Arslan’a karşı uğradığı mağlubiyet Gümüştegin Gazi’nin itibarını çok sarstı (27).  Bu olaydan yaklaşık bir yıl sonra 1104 yılında Gümüştegin Gazi, Sivas’ta öldü (28). Niksar’da ona atfedilen türbenin kitâbesi yoktur. Bu yüzden türbenin ona ait olduğunu söylemek mümkün değildir. Gerçekte onun mezarını vefat ettiği Dânişmendli merkezi Sivas’ta aramak gerekir. Tokat’ta Garipler Camii olarak bilinen caminin de onun tarafından yaptırıldığı söylenmektedir.

Dânişmend Gazi’nin on iki oğlu vardı (29). Gümüştegin Gazi dindar ve iyi bir insandı. Halka çok iyi davranırdı. Hıristiyanlar bile ondan övgü ile söz ederlerdi. Örnek vermek gerekirse, dönemin çağdaş kaynağı Ermeni müellif Urfalı Mateos (30), Dânişmend Gazi için; “O, iyi bir adam, memleketi imâr edici ve Hıristiyanlara karşı çok merhametli bir kişi idi. Onun tâbiiyyetinde bulunan Hıristiyanlar onun ölümü için büyük mâtem tuttular. Ülkesini mamûr ve yaşanılır hale getirmek için çok çalıştı.” demektedir.

Dipnotlar:

*Yrd. Doç. Dr. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.

( 1)  El- Kâmil, X, 300; trc., X, 247; M. H. Yınanç ( Anadolu’nun Fethi, s. 94), bu bilginin Dânişmend kelimesinin Arapça’ya tercüme ve izâhından doğmuş olduğunu ve doğruluğunun tamamen şüpheli hatta yanlış olduğunu belirtir.  Krş. el-Muhaymid, Dânişmendiyyûn, s. 16.

( 2)  El- Evâmiru’l- Alâiyye, s. 11.

( 3)  Müsâmeretü’l- Ahbâr, s. 17.

( 4)  Câmiü’t-Tevârîh, (A. Ateş neşri), s.33-34.

( 5)  Süryânî Keşiş Mihail’in Vekayinâmesi, 31-32.

( 6)  Tevârihu’s-Sinîn, TSMK, III. Ahmed nr. 2981, vr. 156 a .

( 7)  El-A‛lâku’l-Hatîre Fî Zikri Ümerâi’ş-Şâm ve’l- Cezîre, TSMK, Revan, nr.1564, I, vr. 66 a.

( 8)  El-Dürerü’l-Müntehab Fî Târihi Memleketi Haleb, (nşr. E. Serkis) Beyrut 1909, s. 197.

( 9)  s. 116 -117.

( 10)  El-Kâmil fî’t-târîh, X, 300, trc., X, 247.

( 11)  Kamil Şahin, Niksar, Kitabın ekler bölümü; Uzunçarşılı, Kitâbeler, s. 59.

( 12)  Kehf Suresi, âyet 31.

( 13)  Tevbe Suresi, âyet 111.

( 14)  Reşîdüddîn, Câmi‘u’t- Tevârîh, (nşr. Ahmed Ateş), Ankara 1960, s. 33-34.

( 15)  Selçuknâme, s. 25.

( 16)  Zahîrüddin Nişabûrî, Selçuknâme, s.25, Tahran 1332; Reşidüddin, Aynı eser, s. 38; Aksarayî, Müsâmeretü’ l-ahbâr ve Müsâyeretü’l-Ahyâr, s. 17. Krş. Mükrimin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri I. Anadolu’nun Fethi, İstanbul 1944, s. 58, 74.

( 17)  Işın Demirtkent, “1101 Yılı Haçlı Seferleri”, Prof. Dr. Fikret Işıltan’a 80. Doğum Yılı Armağanı, İstanbul 1995, s. 23 – 24; el-Gâmidî, Gümüştekin, s. 25. vd.

( 18)  Müsâmeretü’l-ahbâr, s. 27, trc., s. 20.

( 19)  Müsâmeretü’l-ahbâr, 27, trc., s. 20-21.

( 20)  Demirkent, “1101 Yılı Haçlı …”, s. 30 – 31.

( 21)  Demirkent , Sultan I. Kılıç Arslan ,s.45.

( 22)  Bar Hebraeus, II, 342. Süryani Mikhail (s. 47), Bu tarihi 18 Eylül 1102 Çarşamba günü olarak veriyor. Ancak 1101 yılı 18 Eylül’ünün Çarşamba gününe rastlaması bu tarihin 18 Eylül 1101 olabileceğini düşündürür. Krş. Turan, Türkiye, s. 142. Fakat Dânişmend Gazi’nin 1101 yılı Eylül ayı başlarında (5 Eylül) Haçlılara karşı mücadele ettiği unutulmamalıdır. Özaydın, 18 Eylül 1102 tarihini kabul etmiştir (DİA, VIII, 470).

( 23)  Süryani Mikhail, s. 48.

( 24)  Süryanî Mikhail, Vekayinâme, s. 47-48; Anonim Süryânî Vekayinâmesi, s.75; İbnü‘l Esîr, el-Kâmil, X,  248 -249; Ebûl – Ferec , Aynı eser, II, s. 341-343; Cl. Cahen, Osmanlılar’dan Önce Anadolu’da Türkler (trc. Yıldız Moran), 99-102, İstanbul 1979; Stevenson, The Crusades in The East, s.73.

( 25)  Müsâmeretü’l- Ahbâr, s. 27, trc., s. 21.

( 26)  Aksarayî, aynı eser

( 27)  İbnü’l-Kalânisî, Aynı eser, s. 143; Aksarayî, Aynı eser,.28; Vardan, Aynı eser, s. 189; Turan, Aynı eser, 107.

( 28)  Urfalı Mateos, s. 225.

( 29)  Urfalı Mateos, Aynı eser s. 225; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Sivas Şehri, s. 51, İstanbul 1928. Runciman (II, 89) onun 1106 yılında öldüğünü söyler.

( 30)  Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi, s. 225.

Hayat Ağacı dergisi 16. Sayı, 2011

PAYLAŞ