Bir Sevdakârın Ömrüne Sığmayan Rüya ya da Aslanoğlu’nun Sivas Folkloru

0

BİR SEVDAKÂRIN ÖMRÜNE SIĞMAYAN RÜYA

YA DA ASLANOĞLU’NUN SİVAS FOLKLORU

                                                                                                                     Erhan Paşazade

 

İntişâr ettikde envâr-ı tecellî âleme

Herkesi halince bir derde giriftâr ettiler

Lâ Edri

 

(Allah’ın)Nurunun aydınlığı dünyaya yayıldığı zaman

 herkesi kendi hal ü vaziyetine göre bir derde uğrattılar.

İbrahim Aslanoğlu’na “Sizi en iyi anlatacak ya da hayatınızı en iyi hülasa edecek birkaç kelime söyler misiniz?” suali tevcih edilseydi, acaba cevabı ne olurdu? Kuvvetle muhtemel ki o “Sivas Folkloru” diyecekti. Belki de “Türk kültürüne hizmet” demek isteyecekti de mütevazı şahsiyeti gönlünden geçeni dilinden esirgeyecekti.

Tanpınar, büyük sanatkârı tarif ederken “Benim için en büyük sanatkârlar, kendi mütevazı ve isimsiz ömürlerinde aşkın cennetini yaratmak suretiyle ölümü iradelerine muti edenlerdir.” diyor. Ömrünü, aşkı uğruna hiç gözünü kırpmadan feda edecek kadar samimi âşıktır diyebileceğimiz kaç kişi vardır, ya da aşkının o kişiyi ebedi kıldığı kaç insan sayabiliriz?

İbrahim Aslanoğlu yukarıdaki suallere cevap olabilecek, aranan vasıflara tam ve bihakkın münasiptir diyebileceğim(iz) ender insanlardan, büyük sanatkârlardandı. O yanı başında duran binlerce yıllık kültür ve irfan hazinesinin ne denli kıymetli mücevherlerle bezeli olduğunu fark etmiş, onu başkalarıyla da paylaşma âlicenaplığını göstermiş, mücevherlerden daha nadide bir yürekti.

Aslanoğlu, kültür ve birikim sahibi bir öğretmendi. Sürekli araştırmaya, yeni yeni şeyler bulmaya susamış bir ilim adamı, bulduğu yeni cevherleri başkalarının zevkine de sunmaya hazır bir kalem ve kelam erbabıydı. Türk kültür ve matbuat tarihine adını altın harflerle yazdırmış iki büyük derginin -Sivas Folkloru, Türk Folkloru- kuruculuğu, sahipliği, editörlüğü ve yazarlığını yapmış bir münevverdi. Ayrıca her biri büyük emeklerin mahsulü kitapların yazarıydı ve belki de en önemlisi sözün, emeğin, sabrın şahsiyetinde Türk kültürüne hizmette mezcedildiği bir gönül insanıydı.

“ Yaşamak etrafımızdaki şeylerin şuuruna erdikçe bir dua olur.” diyen şaire hak vermemek ne mümkün! Aslanoğlu’nun 75 yıllık ömrü de, şuuruna erdiği Türk kültürünü keşfetme, öğrenme, anlatma, sevdirme çabalarıyla bir dua olmuştu.

26 SENEYİ KUŞATAN İKİ ÇINAR: SİVAS FOLKLORU VE TÜRK FOLKLORU

Aslanoğlu’nun editörlüğünü yaptığı Sivas Folkloru ve Türk Folkloru dergilerini, tomurcukken filizlenip fidana evrilen ve sonra ulu bir ağaca dönüşen görkemli çınarın gelişim ve değişim merhaleleri olarak da okumak mümkün.

1973’te başlayıp 1999’a kadar uzanan, İbrahim Hoca’nın ebediyete göçünden sonra da devam eden dergi sürecine baktığımızda iki farklı dergi ismi görsek de yayımlanma amacı, çizgisi, doluluğu, yazar kadrosu, muhtevası ile iki isimli tek dergi olduğunu fark ederiz.

Filizden fidana bir mecmua: Sivas Folkloru

Sivas Folkloru’nun Şubat 1973’te yayımlanan ilk sayısında yer alan “Takdim” yazısı, “çıkış sebebini açıklama göreneklerine uymamayı” beyan eden bir metindir; çünkü en özlü takdimi derginin adı yapmaktadır. Derginin ismi maksadı izah etse de sadece bizde değil dünyanın hiçbir yerinde bir şehrin folklorunu konu edinen bir dergi yayımlanmamış olması, akıllara kısa soluklu bir matbuat macerası olacağı zannını da beraberinde getirir. Dergi için kısa ömürlü bir hatıra veya gelip geçici bir heves nazarıyla bakıp da “ Ne zaman bitecek acaba?” diye sabırsızlananların hevesleri kursaklarında kalacaktır; çünkü derginin ömrü Aslanoğlu’nun dergiyle geçen ömründen de ziyade olacaktır. Tam 26 yıl.

Takdim yazısında, Sivas’ın bağrında yetişerek farklı sahalardaki çalışmalarıyla şehrin kültürüne hizmet eden münevverler için saygı duruşu da vardır. Sivas’ın masallarını, halk hikâyelerini derleyen Eflatun Cem Güney, âşıklık geleneğine dikkat çeken Ahmet Kutsi Tecer, türkü ve halaylarını derleyen Muzaffer Sarısözen ve Sivas folklorunu iki ciltlik güzel bir kitapla kayıt altına alan Vehbi Cem Aşkun şükranla yâd edilir.

Yaklaşık 7 yıl sürecek bu merhalede,78 sayılık dergi külliyatına sekiz yüzün üzerinde folklor maddesi sığmıştır. İbrahim Aslanoğlu’na pek çoğunu bugün de tanıyıp takip ettiğimiz kalemler refakat etmişlerdir. Onlardan birkaçı şunlardır: kız babasının ağzını bağlamanın yollarından dabaz tedavisine, huysuz çocuğu uslandırmanın usulünden dul gelini bacadan çekmeye, kudümsüz gelini çivi gibi gelin yapmaya varıncaya kadar insanın  “Bu kadar batıl itikat arasında Hak bir inanç nerede neşv ü nema bulacak?” sorusunu sormadan edemediği Sivas’ta Batıl İtikatlar yazı dizisini hazırlayan hem Sivas hem gönül şiirleriyle tanıdığımız üstad Yavuz Bülent Bakiler;uzun soluklu bir seri olarak hazırladığı ve şehrin muhtelif yerlerinde medfun, adları etrafında menkıbeler oluşmuş velileri-Allah dostlarını(Şeyh Halil, Akkoca Sultan, Çeltek Baba, Çoban Baba vb) anlattığı Yatırlar ve Ziyaretler yazı dizisiyle kendisini daha sonra siyaset sahnesinde milletvekili ve bakan olarak da göreceğimiz Musa Demirci; misafir ve misafirlikten başlayıp takunya, tıktık ve nalınlara, madımaktan horoz şekerleri ve memmecim’e, halk hekimliğinden Sivas’taki attar dükkânları-şifalı bitkiler ve ev ilaçlarına; ayrıca doğum öncesinden başlayıp bebekliğe hatta sünnete ve sonrasına uzanan adet ve gelenekleri tüm incelikleriyle yansıttığı 28 sayı süren Sivas’ta Doğum Folkloru’na kadar birçok yazı dizisini hazırlayan; 300’ün üzerinde makale, çok sayıda kitap ve bildirinin sahibi bir münevver olmasının yanı sıra folklorik bilgi ve kültür birikimini aktardığı yazılarıyla bugün de şehrin ablası konumunu bihakkın muhafaza eden hezarfen Müjgan Üçer; Çenber Has Güzel, Üç Arap, Güzel Ahmet, Hatem Padişah,Yeşil Çetu Kuşu,Tüccar Başı gibi Sivas’ın farklı yerlerinden derlediği birbirinden güzel masalların yanı sıra kendi köyü Acıyurt’un Lügatçesi’nden Bey Böyrek Hikayesinin köylerindeki varyantına, Sivas Lügatçesi’nden Asker Mektuplarına kadar çok geniş sahayı ele alacak bir kalem erbabı olacağının daha o zamandan müjdesini veren, günümüzde folklor sahasında 50’nin üzerinde esere imza atan Doğan Kaya; Zara’nın efsanelerinden mahalli kelime ve deyimlerine, çocuk oyunlarından, kadın oyunlarına, Zaralı sanatçılardan evliyalara varıncaya kadar Zara hakkında hemen her şeyi araştıran ve yazıya dökerek unutulmaktan kurtaran, bunu yaparken de ömrünü doğup büyüdüğü ve hayatının kahir ekseriyetini geçirdiği Zara’ya adayan İsmail Hakkı Acar; 7’nci sayıda yer alan Kul Himmet yazısıyla, İbrahim Aslanoğlu’nun Kul Himmet’le ilgili tespitlerini ve hükümlerini kabullenmek zorunda olduğunu itiraf ederek Sivas Folkloru’na merhaba diyen, sonraki sayılarda Sivaslı Ozanlar Cöngü, Atasözleri Derleme ve Kaynakçaları Üzerine, Fatma Ana Üstüne, Hacı Bektaş Tekkesinin Postnişinleri gibi birbirinden ilginç mevzularda uzun süre yazıları yayımlanan üstad Cahit Öztelli; Sivas ve Çevresindeki Çocuk Oyunlarını uzun uzadıya anlattıktan sonra Divriği üzerine yaptığı araştırma ve derlemeleri paylaşan Kutlu Özen; Gemerek ve çevresindeki folklor zenginliğini sade anlatımıyla ve istikrarlı bir şekilde okuyucularla paylaşan Mehmet Güner Demiray; Kısmet Yazan Adam, Hayır Ola, Eşek ile Deve, Keloğlan gibi birbirinden güzel Suşehri masallarını derleyip yazıya aktaran, zaman zaman da yörenin farklı folklor birikiminden güldesteler sunan İlyas Ege; ayrıca Nail Tan, Halûk Çağdaş, Faruk Aburşu, Sabri Koz, Ergün Göze, Kerim Yund, Emin Kuzucular…

30.sayıda Kamil Toygar imzasıyla  “Bir Teklif” başlıklı bir yazı yayımlanır.  “Derginin Sivas ve çevresinin folkloruna bağlı kalması, yurdumuzda pek çok folklor gönüllüsüne kapısını kapatması demektir. Bu da ülkemizde bu genç bilim dalına haksızlık olsa gerektir.” ifadelerinin yer aldığı metin derginin ağırlıklı olarak Sivas konulu yazılara yer verme anlayışının yanı sıra genelleşmesinin de habercisidir.

  1. sayıdan itibaren Halis Cinlioğlu’nun bir seri olarak hazırladığı Tokat destanları ve Tokat’a dair diğer yazıları; Şükrü Elçin’in Bafra Manileri, Arzu ile Kamber’in Çankırı Rivayeti; teklifi yapan Toygar’ın Keskinli Kul Rabia ve Sivas Folkloruna Emek Verenler ismiyle başlatıp Vehbi Cem Aşkun’u anlattığı yazısı ve en önemlisi de dönemin halkiyat otoritelerinden Sadi Yaver Ataman’ın 17 sayı süren İstanbul Folkloru yazıları dikkat çekecektir.

Sivas Folkloru yayın süresi boyunca vefa ve kadirşinaslığın da adresi olmuştur. Derginin 4.sayısı, ebediyete göçen Âşık Veysel Özel Sayısı, 43. Sayı Âşık Talibi Coşkun Özel Sayısı olarak yayınlanmış;

  1. sayı “57 senedir aralıksız Türk folklor ve etnografyasına hizmet eden” Şakir Ülkütaşır adına özel sayı olarak tanzim edilmiş ve özel sayıda başta İbrahim Aslanoğlu bulunmak üzere her biri halkiyat / folklor sahasının otoriteleri olan Hamit Zübeyr Koşay, Cahit Öztelli, Sadi Yaver Ataman, Vehbi Cem Aşkun, Nail Tan, Kerim Yund gibi kalemler Ülkütaşır’a şükranlarını sunmuşlardır. 54.sayıda Ülkütaşır’ın memnuniyetini dile getiren bir teşekkür yazısı yer almıştır.

Nisan 1978’de yayımlanan 63.sayının kapağını aralayanlar acı bir haberle sarsılacaklardır: “Cahit Öztelli’yi Kaybettik” Türk folkloruna uzun yıllar emek vermiş ve çok sayıda eser kazandırmış bu velut şahsiyeti Sivas Folkloru okurları yirmi bir sayılık yazı serüveninden de yakinen tanımaktadırlar. Geçici bir hüzünden ziyade bir vefa ve tazim için 68.sayı Cahit Öztelli Özel Sayısı olarak tanzim edilir. Onun hizmetlerinin anlatıldığı sayfalarda, Öztelli bibliyografyasının yanı sıra Nail Tan, Konur Ertop, Vehbi Cem Aşkun, İrfan Ünver Nasrattınoğlu, Abdullah Satoğlu vd. imzalı yazılardan oluşan saygı duruşu bulunmaktadır.

Derginin 1979 Ocak – Şubat’ında birlikte yayımlanan 72-73.sayının kapağındaki Vehbi Cem Aşkun fotoğrafı da ne yazık ki yine bir kara haber vesilesiyledir. Muhlis Günay ve Behçetoğlu imzalı yazıların satır aralarında Vehbi Cem Aşkun’un vefatı bildirilmektedir.74.sayıda Azrail Folklorcuların Üzerinde Dolanıyor alt başlığı ve “Sivas Folkloru Dergisinin Sivaslı Yazarı 70 Yıllık Folklor Emekçisi Vehbi Cem Aşkun’u Yitirdik” başlığıyla İrfan Ünver Nasrattınoğlu ve Kerim Yund’un birer yazıları yer almaktadır.

Ayrıca 18.sayıda- ölümünün 7.yıldönümünde-Ahmet Kutsi Tecer , 61.sayıda -ölümünün 15.yıldönümünde- Muzaffer Sarısözen de unutulmamıştır.

Derginin 78.sayısının kapağını çevirenler “Son Sayı” başlıklı yazıyla karşılaşırlar. “Söylesem şikâyet olur / Sussam gönül razı değil ” mealindeki yazıda Aslanoğlu’nun 78 sayı boyunca karşılaştığı güçlüklerle nasıl mücadele ettiğine dair bilgilendirme ve derginin yeni isimle yola devam edeceğinin haberi vardır. Yazının satır aralarından seçilmiş birkaç parça:

“Dergiyi yayınlamaya karar verdiğimiz zaman şöyle düşünüyorduk: Türk folkloru derleme işi henüz bitmemiştir. Yapılan yüzeysel derlemeler il ve ilçe merkezlerinden alınmış sınırlı örneklerdir. Hiçbir zaman bir bütün sayılamaz. Hele Sivas gibi her ilçesi ayrı bir coğrafi bölge ve tamamen değişik kültür verilerine sahip bir ilde sonuca varıldığını söylemek olanak dışıdır.(…)Yayına başlamadan önce ilin yetkilileri ile görüştük. Bizi teşvik ettiler. İstediğimiz her kolaylığı sağlayacaklarını söylediler. Nitekim birinci yıl sözlerinde durdu ve bir miktar satın aldılar, ikinci yıl miktar azaldı, üçüncü yıl ise yönetici değişti, verilen söz de geçerliliğini kaybetti. Bu durumda başka yardım sağlamak gerekiyordu. Kültür Bakanlığı yeniden kurulmuş, Milli Folklor Araştırma Dairesi de bu bakanlığa bağlanmıştı. Dileğimizi onlara ilettik. Bize verdikleri sözlü yanıtta “ Yöresel oluşunuz satın almamıza engeldir.(…)Yıllardan beri hep aynı dava: Ad meselesi.Tanıdıkların dostça öğüdü bu,iş adamlarının son sözü bu,ilgili bakanlığın önerisi bu…Nihayet bizim kararımız da bu oldu.Daha elverişli imkanlarla hizmetimize devam edebilmemiz için adımızı değiştirdik.Derginin bu sayıdan sonraki adı “TÜRK FOLKLORU” dur.Amacımızda hiçbir değişiklik olmayacaktır.7 sene önce ne demişsek,şimdi de aynı şeyleri söylemekteyiz.(…)”

Sivas Folkloru’nun sahibi, editörü, yazarı bu vasıflarından da öte derginin maddi ve manevi bütün yükünü omuzlarında taşıyan Aslanoğlu’nun yazıları incelendiğinde iki husus fark edilir: Biri, milletinin sahip olduğu kültürel zenginliği her yönüyle tanıyan mücehhez-donanımlı yönü; diğeri var olanla yetinmeyen, sürekli yeni şeyler söylemek isteyen mütecessis yönü. Bu iki yönünü derginin sayfalarında şu şekilde görürüz:

El vurulmamış eski eserleri, cönkleri göz nuru dökerek bin bir zahmetle inceledikten sonra bu kaynaklardan bulduklarını paylaştığı Pir Sultan Abdal’ın, Kul Himmet Üstadım’ın, Âşık Kemter’in, Âşık Veli’nin(…) Yayınlanmamış Şiirleri veya Deli Derviş Feryadi’den İki Ağıt, Seferberlik Destanları,19.Yüzyıl Sivas Manileri gibi metinleri Cönklerden Derlemeler başlığıyla verdiği araştırmaya dayalı yazıları; bir de Talibi, Ali İzzet Özkan, Mesleki(…) gibi şairlerin şükranla yâd edilerek şiirlerinden en seçkin örneklerin sunulduğu Halk Pınarından Damlalar.

Aslanoğlu, dönem ve şahsiyetlerin bilinmeyen yönlerini açığa çıkardığında “ezber bozan” bir hoca, yeni bilgi ve belgelere dayanarak yaygın kanatların yanlışlığını tespit edip doğrusunu yazdığında “putları deviren” bir bilge durumuna inkılab ederek az sayıda kabul, bolca tepkiyle karşılaşır. Mesela Kul Himmet ile Kul Himmet Üstadım mahlaslarının aynı kişiye ait olmadığını ilk söyleyen Aslanoğlu olmuştur. Kul Himmet Üstadım’ın Divriği’nin Örenik köyünde doğan İbrahim isminde bir ozan olduğunu, İki farklı ismin yıllarca aynı şair olarak tanıtılıp anlatıldığı yazdığında belgeler ve bilgilerin ışığındaki bu tespit kolay hazmedilememiştir. Cahit Öztelli ancak 1289/1872 tarihli bir cönkten sonra Aslanoğlu’na hak vermiş ve bu vesileyle bir de yazı kaleme alarak Sivas Folkloru’nun yazı kadrosuna dâhil olmuştur.

Yine tüm kaynaklarda Ege bölgesinde yaşayıp Denizli’de öldüğü yazılan Teslim Abdal’ın o coğrafyanın değil Orta Anadolu’nun şairi olduğunu; mezarının da (o zamanlar Sivas Sancağına bağlı bir kaza olan) Çorum ili Mecitözü ilçesi Teslim köyünde bulunduğunu H.1252 tarihli Sivas Şeriyye Sicileri’ndeki kayıtlardan tespit edip belgelemiştir.

“Ön yargıları değiştirmek atomu parçalamaktan zordur” sözü herkesin malumudur. Folklor meraklıları Aslanoğlu’nun asıl ses getiren, tartışmalara yol açan, ezber bozan, putları deviren tespitlerini ve bunları kaleme aldığı yazılarını Türk Folkloru’nun ilk sayılarından itibaren okuyacaktır.

O dönem folklor ve edebiyat çevrelerinde çok ses getiren yazı dizilerinden biri de daha sonra “Pir Sultan Abdallar” ismiyle kitaplaşacak olan yazılarıdır.  Pir Sultan Abdal’ın hayatı hakkında belgelere dayanmaksızın yazılan ve söylenenlerin yanlışlığını ortaya döktüğü ve Pir Sultan Abdal deyişlerinin 6 farklı şaire ait olduğunu, gerçek deyiş ve şiirlerin hangileri olduğunu yazdığı yazı dizisi de onun Türk Folkloru’na yaptığı sayısız katkılardan sadece bir başlıktır.

Sadece 1. sayıda yer alan “Evliya Çelebi Sivas’ı ve Sivaslıyı Anlatıyor” başlıklı yazının sahibi Niyazi Kolgu; Gülçiçek masalını, Divriği türküsü Ömer Ağa’nın hikâyesini, halk tiyatrosunun teşekkülünü anlattığı Oyun Çıkarma’yı, Sivas’ın eski nüktedanlarından Niyazi Dede’nin fıkralarını, Divriği’de Yatırlar ve Evliyalar’ı, Sivas Manilerini, Tokat’ta Yılancık Ocağı’nı, Divriği’den Fıkralar’ı, Divriği’de Ebe Çıkarma Tekerlemelerini,  Abdülkadir İnan M.Ş. Ülkütaşır İçin Demişti ki gibi yazıların muharriri Halil Dumluca; ve Sivas’ta 50 Yıllık Folklor Çalışmaları, Sivas’ta Timurlenk Menkıbeleri, Sivas İli Folklor Bibliyografyası, Arap Evliyası, Sivas’ta Atasözleri ve Deyimler, Sivas’ta Kış Fıkraları, Tokat’ta Yatırlar ve Ziyaretler, Talibi Hakkında, Cemal Aliş ve çok sayıda yazıyı kaleme alan Muharrem Türkmen’in aslında İbrahim Aslanoğlu olduğunu, yani Niyazi Kolgu, Halil Dumluca, Muharrem Türkmen’in Aslanoğlu Hoca’nın müstear isimleri olduğunu öğrendiğimde dilimin ucuna Lebib’in

Kemal erbabı arayişle asla iftihar etmez

Değildir hürmeti Mushaflara cild- i mutalladan

(İlim irfan sahipleri süs ve gösterişle övünmezler-buna önem vermezler; çünkü Kuran-ı Kerim’e saygı duymamız cildinin süsü için değildir) mısraları geldi.

O yılların yokluk ve mahrumiyetleriyle boyanmış manzarasını anlatmaktan aciz birinin teknoloji çağı insanına iki dergi ile yapılan işin büyüklüğünü ve kıymetini kavratabilme gayreti sözün tesirinden ziyade muhatabın fehm ü idrakine ve dahi irfanına bağlıdır.

Ömrünü milli kültüre, dolayısıyla millet ve memleket sevdasına vakfederek mutmain bir gönülle yaratanın huzuruna varan Aslanoğlu Hoca’yı minnet ve şükranla ne kadar yâd etsek azdır.

Hayat Ağacı dergisi 24. Sayı, 2014

PAYLAŞ